Genetik Yollarla Işık Üretim Mucizesi ve Lux
Operonu Mucizesi
19. yüzyılın en büyük icatlarından biri şüphesiz elektrik lambalarıdır.
Edison’un yoğun çalışmaları neticesinde medeniyette büyük bir
sıçrama yaşandı. Bu kuşkusuz büyük bir keşifti. Ancak Edison’un tekniği
neticede basit bir mantığa dayanıyordu. Bu elektrik geçirilen uygun bir
cismin ışıma yapma prensibiydi. Ancak pek çok canlı yaratıldığı ilk andan
itibaren mükemmel ve kompleks tekniklerle zaten ışık yaymaktadır. Son
20-30 sene içinde yapılan araştırmalarla daha yeni yeni bu sistemin
detaylarını anlamaya başladık. Burada detaylarını anlatacağımız ışık
üretim tekniği moleküler biyolojinin karmaşık yöntemlerini kullanmaktadır.
Evrimcilerin en basit canlılardan olarak ileri sürdükleri bakterilerin ne
denli kompleks sistemler barındırdığına şahit olacağız. Esasen bu ışık
üretim sistemini anlamak diğer pek çok sistemi anlamada bir basamak
olacaktır. Bakterilerde ışık üretim sistemi tesadüfen meydana gelemez..
Hiç bir canlı sistemi tesadüflerle meydana gelemez. Bu yazıda hep beraber
bakterilerdeki ihtişamlı teknolojiye şahit olacağız. Elbette bu etkiyici
sanatıyla Allah her şeyin yaratıcısının kendisi olduğunu ve gücünün her
şeye yettiğini göstermektedir.
Hayat Birbirini Ezmek Üzerine Değil Destek Olma ve Yardımlaşma
Üzerine Kuruludur
Canlılardaki yardımlaşmanın en ilginç
örneklerinden biri, birbirinden çok farklı canlılar arasında kurulan
yardımlaşma örnekleridir. Aşağıdaki resimde bunun bir örneğini
görmektesiniz.
Okla gösterilen bölüm
bir deniz balığı olan resimdeki balığın gözlerinin altında bulunan ışıklı
bölgeyi göstermektedir. Balık bu fara benzeyen ışıklı organını kullanarak,
ışığa gelen avlarını yakalar ayrıca bu ışığı eş bulmak için de kullanır.
1 Ancak burada bir problem vardır. Bu ışığı balığın kendisi
oluşturmaz. Balığın parlayan ışığının kaynağı kendi hücreleri değil, o
bölgede bulunan bakterilerdir. 2 Bu örnekle bir kez daha
hayatı birbirini ezme mücadelesi olarak gören evrim teorisinin, hayata
bakış açısının ne denli ilkel olduğu gözükmektedir. Küçücük bakterilerin
bir araya gelip bir başka canlıya yardımcı olmaları, hayatın temelinin
birbirini ezmek değil yardımlaşma olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Bakterilerdeki Işığın Kaynağı: Moleküler Üretim
Teknikleri
Yapılan araştırmalar pek çok bakterideki ışık
üretiminin kaynağının aşağıdaki kimyasal reaksiyon olduğu göstermiştir.
3
( ya da kimyasal
reaksiyonu formül olarak yazdığımızda )
FMNH2 + O2 + RCHO ==> FMN
+RCOOH + H2O + Işık
Bu temel reaksiyonda lusiferin adlı moleküle oksijen
bağlanarak yeni bir molekül oluşturulur. Ancak ilginç olan bu reaksiyon
neticesinde yan ürün olarak ışık meydana gelmektedir. 4,5 İşte bakteriler
sanki böyle bir kimyasal molekülün özelliğini bilirmişçesine bu tekniği
kullanarak ışık meydana geltirmektedirler. Ancak bu ışığın bakteri için
değil de balık için kullanılıyor olması çok ilginç bir durumdur. Kainatta
yardımlaşmanın esas olduğunu gösterir. Canlıların ancak kendilerine
yararlı özelliklerin geliştiği iddiasını çürütür. Bakterinin kendisine
faydası olmayan ama ortak yaşam sürdüğü balığa lazım olan bir özelliğe
sahip olması Evrim Teorisi’nin temel mantığını yıkar. Bakteriler
kendilerinden çok daha büyük bir varlık için elele verip bugün benzerini
üretemediğimiz bir teknoloji ile ışık yaymaları, dayanışmanın, birbirne
yardımın büyük bir gerçek olduğunu gösterir. Bakterilerde tecelli eden bu
üstün vasıflar Allah’ın yaratışının tecellilerindendir. Çünkü ne bakteri
böyle bir teknolojiyi akıl edip uygulayabilir ne de balık bakterilerde
böyle bir özelliği keşfedip bilinçli bir şekilde bünyesine mükemmel bir
şekilde katabilir.
Bakterilerdeki ışığın
kaynağı olan lusiferin molekülünü muma benzetebiliriz. Mumun yanmasında
olduğu gibi lusiferinin oksijenle yanmasıyla da ışık elde edilir. Ancak
mumun yanmasıyla ısı enerjisi de elde edilir. Lusiferinin yanmasıyla
enerji çoğu zaman ışık formunda yayıldığından bu tip ışığa soğuk ışık da
denmektedir. 6
Ancak bu yanlızca buz dağının görünen parçasıdır. Aslında sistem çok
daha detaylıdır.
FMNH2 + O2 + RCHO à FMN +RCOOH + H2O +
Işık
Bu formül bakterilerdeki ışık üretiminin özetidir. Ancak bu
buzdağının görünen yüzü gibidir. Gerçekte olan ise aşağıdaki resimde
gösterildiği gibidir.
Buzdağının altında kalan kısım yukarıdaki resimde gözüktüğü
gibi oldukça detaylıdır ki bu şema dahi aslında çok özet haldedir. 7
Yukarıda adeta iki çark görünümündeki reaksiyonlar zinciri
gözükmektedir. Çarkların birbirine deydiği yerde yukarıda sözünü
ettiğimiz kimyasal reaksiyon gerçekleşir. Ancak sürekli ışık yayımının
olabilmesi için kullanılan moleküllerin eski hallerine döndürülmesi
gerekmektedir. Çünkü mumun eriyip bitmesi gibi bu moleküller de başka
moleküllere dönüşerek tükenirler.
Çark şeklinde kimyasal reaksiyonlar zinciri, moleküllerin eski haline
dönmesini sağlamaktadır. Neticede ışık üretimi için pek çok farklı
parçanın var olmasının şart olduğu gözükmektedir. Bu parçaların doğru zamanda, doğru yerde, doğru işleri yapmaları ile
ışık üretimi gibi üstün bir ürün ortaya çıkmaktadır. Yukarıdaki sistemde
yer alan parçalarda tek bir eksiklik ya da bu işte görevli enzimlerin
birinin eksikliği ya da yapısındaki ufacık da olsa bir kusur, bu
çarklardan oluşan sistemi durdurur. Bu durum saatinizin iç yapısında
bulunan mekanik çarklardan birindeki bir hasarın saatin çalışmasına zarar
vermesi gibidir.
Çarklar bir fabrikanın hayati parçalarıdır. Hareketi biri
diğerine iletir. Çarklardaki ufak bir bozukluk o çarkın durmasına sebep
olur. Bu da onun döndürdüğü çarkın durmasına ve neticede bütün sistemin
durmasına sebep olur. Hücrelerimizde de moleküler çarklar olduğunu biliyor
muydunuz? Bu çarklar çeşitli küçük küçük reaksiyonlardan ve onları
katalizleyen enzimlerden meydana gelir. Gerçekten de hücrelerde meydana
gelen kompleks kimyasal reaksiyonları incelediğinizde çoğu sefer şekil
olarak da birbiri içine geçmiş bu tip çarkları görürsünüz. Kimyasal
reaksiyonların her biri bazı moleküllere ihtiyaç duyar. Bütün bu sistemde,
tek bir molekülün ya da enzimin yokluğunda ya da ilgili
moleküllerdeki küçük bir kusurda bütün bir sistem durur.
Birbiri içine geçmiş çarkların ahenkli çalışmasından meydana
gelen saat tesadüfen meydana gelmediği gibi kimyasal reaksiyonların
oluşturduğu çarkların meydana getirdiği ışık da tesadüfen meydana
gelmez. Canlılardaki hayranlık uyandıran ışık mucizesi Allah’ın bir
sanatıdır, ilminin ve kudretinin büyüklüğünü göstermektedir. Hücrelerdeki
süreklilik gerektiren çoğu işlem bu tür moleküler sistemlerden yapılma
çarkların adeta birbirini döndürmesiyle gerçekleşir. Bu mükemmel sistemi
olağanüstü küçük bir alana hatasız paketlemek Allah’ın büyüklüğünü
gösterir.
Bireyselliğin Sonu Evrimin Temel Felsefesinin İflası
Bilimsel adı Vibrio fischeri olan bakterilerde yapılan araştırmalar çok
ilginç gerçekleri su yüzüne çıkartmıştır. Bakterilerin birbirleriyle
iletişim halinde olduğu tespit edilmiştir. Bu araştırmalara göre hücreler
birbirlerine özel haberci moleküller yollamaktadırlar. Bu yolla komşu
hücreleri çeşitli işlevleri yerine getirmeye teşvik ederler.
Bakterilerin ışık yayması ile yoğunlukları arasında yakın bir ilinti
vardır. Deniz suyunun milimetresinde 100’den az olan bakterilerin herhangi
bir ışıma yapmadıkları gözlemlenmiştir. Yukarıda örneğini gördüğümüz
balıklarda olduğu gibi bazı canlılarda bakteri sayısının mililitrede 10
milyar ile 100 milyar adet mertebelerinde olduğu zaman ışıma yaptığı
tespit edilmiştir. 8
Bakteriler diğer bakterileri uyarmak için AHL adlı bir haberci molekül
salarlar. Bu AHL molekülü LuxR adlı bir proteini aktif hale geçirir. Aktif
hale geçen LuxR DNA’ya bağlanıp ışık üretimi için yaratılan Lux Operonu
adlı harika bir sistemi harekete geçirir. Bu sistem hem ışık üretimi için
gerekli molekülleri ve enzimleri üretir hem de ek AHL haberci
moleküllerini üretir. Bu ek AHL’ler de başka bakterileri uyararak ışık
üretimini katlayarak arttırırlar. 8, 9
Bakteri yoğunluğu belli bir değeri geçtikten sonra ışık
üretimi şiddetli bir şekilde artar. Bu durumu karın çığ şeklinde artarak
büyük bir kütle halinde dağdan aşağıya yuvarlanmasına benzetebiliriz. AHL
molekülleri bakterileri ışık üretimi için uyarırlar. Bu uyarı neticesinde
hem ışık üretimi için gerekli yakıt üretilir hem de yeni AHL molekülleri
üretilir. Bu yni AHL molekülleri de diğer bakterileri uyararak hızlı bir
ışık artışına sebep olur.
Bu resim, bilimsel adı
Vibrio fischeri olan bakterilerin birbirleri ile haberleşme
mekanizmalarını gösterir. Autoinducer olarak da isimlendirilen AHL
molekülleri salınır. Bu moleküllerin diğer bakterilere girerek LuxR adlı
proteini aktif hale getirir. Bu şekilde aktifleşen LuxR proteinin ışık
üretimini başlatması, odayı aydınlatmak için elektrik lambasının düğmesine
basmaya benzer.
Balıkta, bakteriler paketli bir şekilde bulunduğundan, AHL molekülleri
birikebilir. Böylece bakteriler balığın kullanımı için çok parlak ışık
yayabilirler. Ama bu bakteriler denizde bulunduklarında AHL toplanmaz ve
balıktaki gibi gerekli olan ışık üretim malzemesi yapılamaz. 10

Elektrik
lambalarının anahtarlarına dokunulmasıyla ışığın yanması gibi, AHL
molekülünün LuxR proteinlerini uyarmasıyla beraber ışık üretim sistemi
harekete geçer.
Görüldüğü üzere harika bir sistem yaratılmıştır.
Bakterilerdeki ışık amaca uygun olarak kullanılmaktadır. Ancak bakterideki
ışık kendisi için değil, başka bir canlı için kullanılmaktadır. Bu
sistemin verimli bir şekilde harekete geçmesi de başka canlıya göre
ayarlanmıştır. Allah canlıları biri diğerine muhtaç şekilde yaratarak, her
şeyin üstünde kendi kudretini göstermektedir.
Evrimciler, canlıları
başıboş kendi kendilerine debelenen varlıklar olarak görürler. Halbuki
canlılardaki üstün sistemler, canlıların her an Allah’ın kontrolünde
olduğunu göstermektedir. Evrimcilerin bu durumu, son teknoloji harikası
robotların kendi kendilerine karar vererek hareket ettiğini düşünen cahil
insanlara benzer. Robotlarda var olan teknolojik sistemler mühendislerin,
bilim adamlarının, endüstriyel tasarımcıların ve işçilerin ortaklaşa
çalışmaları neticesinde zeka, bilgi, tecrübe, emek ve kabiliyet ile ortaya
çıkar. Robotlarda gördüğümüz her türlü hareket elbette bu şuursuz
varlıkların kendi iradeleriyle verilen kararlarıyla ortaya çıkmaz. Aynı
bunun gibi canlılarda tecelli eden her üstün vasıf Allah’ın yaratması
sonucu meydana gelir.
Peki DNA’da nasıl bir sistem bulunmaktadır ki bu şekilde ışık
üretilebilmektedir? DNA’da bu iş için Lux Operonu adlı muhteşem bir sistem
yaratıldığını görürüz.
Lux Operonu Mucizesi
Genetik biliminin gelişmesi
ile şaşırtıcı bilgilere ulaştık. Operon bunlardan en ilginç olanlarından
biridir. Operonlar ortak bir amaç için organize edilmiş genlerdir. DNA’nın
keşfinden sonra hücredeki protein, enzim gibi temel yapıtaşların
bilgisinin DNA içinde gen denilen bölümlerde yazılı olduğu bulundu. Ancak
bilimsel araştırmalar ilerledikçe çok ilginç bir gerçekle daha
karşılaşıldı. Birbirinden farklı ama amaç olarak ortak bir göreve hizmet
eden genlerin de ortak bir çatıda yer aldığı görüldü. İşte bu organize gen
topluluğuna operon denir. Operonlar genel olarak iki tip genden meydana
gelirler. Sistemin yapıtaşlarının bilgisini barındıran genlerden ve
sistemin kontrolünü sağlayan genlerden meydana gelirler. Sistemin
yapıtaşlarının bilgisini barındıran genlere yapısal genler de denir.
Sistemin kontrolünü sağlayan genlere ise düzenleyici gen denir. Yapısal
genlerde, proteinlerin aminoasit kodları bulunur.
Lux Operonu ise LuxR, LuxI, LuxC, LuxD, LuxE, LuxA ve LuxB adlı
genlerinden oluşur.
Bakteri
DNA’sında Lux Operonunu gösteren resim. Lux Operonu iki ayrı bölgede
toplanmıştır. Birinde LuxR geni bulunurken diğer grupta LuxI, LuxC, LuxD,
LuxE, LuxA ve LuxB genleri bulunur.
Lux R ve Lux I genleri kontrol genleridir. Bu genler Lux Operonu’nun
beyni gibidir. Lux R geninden LuxR proteini üretilir. LuxI geninden ise
AHL üretimi sağlanır. LuxR proteinleri AHL moleküllerinin uyarmasıyla
LuxI’dan önce gelen bir bölgeye bağlanır ve LuxI, LuxC, LuxD, LuxE, LuxA
ve LuxB genleri aktif hale geçirerek ışık üretimi için gerekli malzemenin
üretimini sağlar.
Baraj
kapaklarının açılması ile biriken su barajın karşı tarafına geçer. LuxR
proteinleri normal şartlarda Lux Operonu’nu harekete geçiremez. Ancak AHL
molekülünün LuxR proteinine bağlanmasıyla aktifleşerek Lux Operonu’nun
harekete geçmesini sağlar. Lux Operonu’ndan ise yeni AHL molekülleri ve
ışık üretim reaksiyonu için gerekli ürünler üretilir.
Işık üreten maddenin üretimini tetikleyici molekül olan
Lusiferaz enzimi iki alt birimden oluşur. Bu altbirimler LuxA ve LuxB adlı
genlerde kodlanır. 9,11 LuxC, LuxD ve LuxE genleri ise organik
bileşikleri lusiferinlere çevirmeye yarayan moleküllerin bilgisini içerir.
11 Bu sayede yukarıda çok özlü olarak verdiğimiz ışık üretimi formülünün
ardında yatan görevli sistem aydınlığa kavuşmuş oluyor. Tek bir formülün
etrafında dönen bu derece yüksek bir organizasyon ve detay tesadüflerin
hücrede yeri olmadığını gösterir. Bütün bu harika sistem Allah’ın
yaratılış sanatının örneklerindendir.
Bakterilerdeki Işık Teknolojisi Evrime Meydan
Okuyor
Bu yazıda bakterilerdeki ışık üretimi için moleküler
teknikleri ve Lux Operonu adlı sistemi gördük. Lux Operonundaki
genlerden üretilen proteinlerin birinin bile eksikliğinde ışık üretimi
mümkün olmamaktadır. Bu tür yapılara indirgenemez kompleks yapılar denir.
Evrim teorisi ise canlılarda kademe kademe bir gelişim olduğu
iddiasındadır. Darwin bundan 150 yıl önce küçük değişimlerin canlılarda
bir avantaj sağlayacabileceğini hayal etmişti. Ancak bu sadece bir
hayalden ibaretti. Moleküler biyolojide Darwin’in bahsettiği küçük
değişimlere mutasyon denir. Ancak bugün bilinen net bir gerçek vardır ki
mutasyonlar zararlıdır. Yani faydalı rastgele kademe kademe gelişim
yoktur. Bilimsel dergileri taradığınızda, milyonlarca çeşit mutasyonun
sebep olduğu milyonlarca çeşit hastalık olduğunu görürsünüz. Sistemin
bilgisinin yazılı olduğu genlerin her birinin eksiksiz ve mükemmel
halleriyle var olmaları şarttır. Genler 4 çeşit harfle yazılır. Bu
harflerin üçerli gruplarına kodon adı verilir. Bu DNA lisanında bir
kelimedir. Bu kelimelerin ardı ardına gelmesiyle de sistemin detayları
anlatılmış olur. Ancak DNA adlı ansiklopedide tek bir kelimenin dahi
yanlış yazılması bütün sistemi kilitleyebilmektedir. Böyle bir durumda
dürüst bir insanın artık 150 yıldır tekrarlanan bir yalana ortak olmaması
gerekir.
Yukarıdaki örneğe benzer bir örneği ele alan kendisi de
evrimci olan Ali Demirsoy şu itirafı yapmak durumunda
kalmıştır:
Sitokrom-C'nin belirli aminoasit dizilimini sağlamak, bir
maymunun daktiloda hiç yanlış yapmadan insanlık tarihini yazma olasılığı
kadar azdır. 12
Yani moleküler seviyede hayatı incelediğimizde evrim
teorisinin iflas etmiş olduğunu görürüz.
Bakterilerde yaptığı genetik
çalışmalarla bu alanda bir otorite olan ve kendisi de bir evrimci olan J.
Woodland Hastings canlılardaki ışık üretim tekniklerini incelediği
makalesinde şu itirafı yapmaktadır.
“Sayısız (20 ile 30 arası)
farklı biolüminesens sistemi vardır. Bunlar büyük çoğunlukla birbirleriyle
evrimsel bir ilişkileri yoktur. Pek çok farklı lusiferaz yeni baştan
meydana geldi ve bağımsız evrimleşti aynı şekilde lusiferinler de böyle.
”13
Bu yazıda anlatılan ışık üretim sisteminin
(biolüminesens) evrim diye hayali bir süreçle meydana gelmesi
mümkün değildir. Hal böyleyken 20-30 kadar farklı ışık üretim sistemi
elbette evrimle meydana gelmez. Evrimcilerin bu tip ifadelerinden ne kadar
çaresizlik içinde olduklarına şahit oluyoruz.
Vibrio fischeri adlı
bakterideki ışık üretim sistemi muhteşem bir sanatla yaratılmıştır. Sadece
bu sistemdeki detaylara baktığımızda bile evrim teorisinin ne denli saçma
bir teori olduğunu görebiliyoruz. Diğer bütün canlılarda da durum farklı
değildir.
Elektronik devreler
günümüz teknolojisinin temelini oluşturmaktadır. Kimse elektronik
devrelerin tesadüfen meydana geldiğini iddia etmez. DNA elektronik
devrelerden çok daha komplekstir. Elbette DNA tesadüfler eseri meydana
gelmez.
Canlılığın Yapıtaşlarının Dayanıksızlığı Evrimi Yıkan
Bir Diğer Sebeptir
Sahil kenarında
yapılan kumdan kaleler dayanıksızdırlar. Dalgaların üzerlerine gelmesiyle
hemen dağılırlar. Bu eserlerin yıkımı evrendeki herşeyin bozulmaya
uğradığını anlatan güzel bir benzetmedir. Tesadüfen oluşması imkansız olan
proteinlerin, evrimciler için bir kötü yanı sürekli yıkıma uğramalarıdır.
Hücrelerinizde her gün binlerce protein üretilir ama yine binlercesi
yıkılır. Proteinlerin dayanıklılığını elektronik devrelerdeki malzemelerle
kıyaslayacak olursanız, çok daha kötü olduğunu görürsünüz. Benzer şekilde
DNA da sürekli Ultraviyole ve zehirli maddelerin saldırısına maruz
kalmakta ve sürekli bozulmaya uğramaktadır. Ancak tamir sistemleri ile
sistem sürekli eski haline döndürülmektedir. Dolayısıyla hayatın mükemmel
ve eksiksiz bir şekilde Allah tarafından yaratıldığı ve her an da
yaratılmaya devam ettiği çok net bir şekilde gözükmektedir. Canlılık tamir
sistemleri ile beraber yaratılırsa devam edebilir, aksi halde hayat ölümle
sonuçlanır. Halbuki bunların olmadığı, cansızlığın olduğu bir dünyada
proteinler ve DNA kendiliğinden oluşamaz. Her ne kadar bu evrimcilerin de
itiraflarıyla imkansız da olsa, bir an için olduğunu kabul etsek,
tamir sistemleri ve koruma sistemlerinin yokluğunda çok kısa süre içinde
bozulmaya, ölüme ve yok oluşa sürüklenir.
Elektronik
devrelerin parçaları proteinlerden çok daha dayanıklıdır. Canlılardaki
sistemlere göre hem çok daha basit hem de çok daha dayanıklı olan yukarıda
resmi görülen devre tesadüfen var olup devam edemeyeceği gibi canlılardaki
Lux Operon sistemi gibi kompleks sistemler de tesadüfler eseri meydana
gelemez. Tesadüfler eseri bir an için var olacağını kabul etsek de,
koruyucu sistemler olmadan hemen hücreler ölür ve yok olurlar. Neslin
devamı olmaz, tükenir.
Kaynak
- Neil A. Campbell, Jane B. Reece, Biology, Altıncı Baskıdan Çeviri,
Sayfa 540
- Neil A. Campbell, Jane B. Reece, Biology, Altıncı Baskıdan Çeviri,
Sayfa 540
- http://www.lifesci.ucsb.edu/~biolum/chem/
- http://www.lifesci.ucsb.edu/~biolum/chem/
- jfas.ege.edu.tr/pdf/31_sukatar18_3-4_2001.pdf
- jfas.ege.edu.tr/pdf/31_sukatar18_3-4_2001.pdf
- http://www.bio.cmu.edu/Courses/03441/TermPapers/97TermPapers/lux/bioluminescence.html
- Saraçlı M. “Quorum sensing": Mikro-organizmalar iletişim mi kuruyor? Gülhane Tıp Dergisi 2006; 48: 244-250.
- Devine, J.H. et al. "Identification of the operator of the lux
regulon from Vibrio fisheri strain ATCC 7744," Proc. Natl. Acad. Sci.
USA 86:5688-5692 (1989).
- Hastings, J. W. and Greenberg, E. P. (1999) Quorum Sensing: The
explanation of a curious phenomenon reveals a common characteristic of
bacteria. J.
Bacteriol. 181: 2667-2668
- http://www.thesecondlayer.com/marine/bioluminescence.swf
- (Ali Demirsoy, Kalıtım ve Evrim, Ankara Meteksan Yayınları 1984, sf.
61.)
- mips.stanford.edu/public/abstracts/hastings.pdf
13 nolu referansın orijinal ingilizce metni:
“There are numerous
(20 to 30) different extant bioluminescent systems, which for the most
part bear no evolutionary relationships with one another. The many
different luciferases are thus considered to have arisen de novo and
evolved independently, and the luciferins are likewise
different.”
|