Isı Şok Proteinleri Mucizesi
Vücudumuzun en küçük canlı birimi hücrelerdir. Bir şehir
gibi düşünebileceğimiz hücreler, pek çok tehlikeyle karşı karşıyadır.
Hücrelerin her şeyi eksiksiz olsa bile tehlikelere karşı bir koruma
sistemi olmazsa, sonu süratli bir biçimde ölüm olur. Hücrenin baş etmesi
gereken problemleri arasında sıcaklık artışı, toksinler (zehirli
maddeler), hızlı asit baz değişimi ve virüsler bulunur. İşte bütün bunlara
karşı hücrelerimizi koruyan bir molekül topluluğu vardır. Bu moleküller
Isı Şok Proteinleri ya da HSP proteinleri olarak bilinen protein
topluluklarıdır. 1 Allah hücrelerimizde bu proteinleri bizim yararımıza
çeşitli işlerde çalıştırır. Bir proteinin bu derece şuur gerektiren
işlerde çalıştırılması üzerinde düşünülmesi gereken bir durumdur.
Isı Şok Proteinlerinin Sıcaklıklardan Koruma
Özelliği
Isı şok proteinlerinin bu adla adlandırılmasının sebebi
ilk önce bu proteinlerin ısıya karşı koruma özelliklerinin
keşfedilmesidir. 2 Ancak daha sonra bu proteinlerin ultaviyole
radyasyon, iskemi (belli bir bölgenin geçici kansızlığı) gibi çeşitli
etkilere karşı da koruma sağladığı ortaya çıktı. 3

Toplumun
güvenliği için itfaiyeciler fedakarca davranırlar, kendi canlarını
tehlikeye atarak yangın gibi tehlikelere karşı bizleri korurlar.
Vücudumuzdaki proteinlerin yüksek sıcaklıklara karşı direnci azdır. Yüksek
sıcaklıkta, proteinleri bir arada tutmaya yarayan bağlar zayıflar ve
proteinler dağılmaya başlar. Ancak buna karşı mucizevi bir sistem devreye
girer. Sıcaklığın artmasıyla, dakikalar içinde HSP adlı proteinler
üretilir. Bu proteinler diğer proteinlerin bütünlüğünün korunmasına
yardımcı olurlar. 4
Pek çok etkiye karşı hücreyi korumalarından dolayı bu
proteinlere bunalım proteinleri adı da verilmiştir. Nitekim dünyanın en
çok okunan tıp kitaplarından birinde ısı şok proteinlerinin özellikleri şu
şekilde anlatılmaktadır.
“Isı şok proteinleri, hücreler ısı ve diğer
bunalımlarla karşılaştığında, miktarları artan bir grup hücre içi
proteindir ve bunlar, çeşitli bunalım durumlarında hücrenin hayatta
kalmasına yardım eder. Sonuç olarak, bunları bunalım
proteinleri olarak adlandırmak belki de daha uygundur.”
5
Isı Şok Proteinlerinin Şaperon
Özelliği
Isı şok proteinlerinin önemli bir diğer özelliği,
proteinlerin katlanmasına yardımcı olmasıdır. Böyle moleküllere şaperon
adı da verilir. Proteinler aminoasit adlı moleküllerin birbiri ardınca
özel bir kimyasal bağ olan peptid bağlarıyla bağlanmasıyla oluşur.
Proteinlerin hücrede sayısız görevleri vardır. Hücrede adeta işçi gibi
çalışırlar. Ancak bu görevlerini yerine getirmeleri için 3 boyutlu
görünümleri çok önemlidir. Aminoasitlerin birbirleri üzerinde katlanmaları
ile 3 boyutlu görünümleri ortaya çıkar. Ancak bu 3 boyutlu yapılarında
ufak bir hata, proteinin işlevini yitirmesine sebep olur.

Origami adlı
Uzakdoğu kökenli sanatıyla ilgilenenler kağıtları birbiri üzerinde
katlayarak 3 boyutlu şekiller yaparlar. Şaperon molekülleri de origami
ustaları gibi proteinlere 3 boyutlu şekillerini verirler. Onlarda bu
sanatı tecelli ettiren Sani ve Hakim olan Allah’dır.
Önceleri proteinlerin aminoasit dizilimleri sonucu
kendiliğinden katlanarak 3 boyutlu şekillere sahip oldukları
düşünülüyordu. Ancak ısı şok proteinlerinin, proteinlerin katlanmasında
görevli oldukları ortaya çıktı.
Nitekim proteinlerle ilgili bu ilginç bilgi Genetik
Kavramlar adlı referans kitapta şu şekilde özetlenmektedir:
“Bir proteinin özgül işlevini kazanması açısından
yukarıda anlatılan posttranslasyonel (proteinin ribozomda üretilmesinden
sonraki evre) değişimler kesinlikle önemlidir. Proteinlerin üç boyutlu
yapıları fonksiyonlarını belirlediği için, polipeptitlerin son
konformasyonlarını (şekillerini) almak üzere nasıl katlandıkları da önemli
bir konudur. Yıllarca, protein katlanmasının, maksimum termodinamik
dayanıklılık sağlayacak biçimde gerçekleşen, kendiliğinden (spontan) bir
işlem olduğuna inanılmıştır ve katlanmanın, proteini oluşturan polipeptit
zincirindeki (zincirlerindeki) amino asitlerin tümünün kimyasal
özelliklerinin toplamına bağlı olduğu düşünülmüştür. Ancak, çeşitli
çalışmalar birçok proteinin katlanmasında şaperonlar adı
verilen ubikuit (yaygın, her hücrede bulunabilen) bir protein ailesinin
elemanlarının rolü olduğunu ortaya koymuştur. Şaperon proteinler diğer
proteinlerin katlanmasına yardımcı olur. Şaperonların etki mekanizması
henüz tam aydınlatılmamıştır. Bu moleküller, enzimler gibi katıldıkları
reaksiyondan değişmeden çıkarlar. Şaperonlar ilk kez Drosophila’da
bulunmuş ve ısı-şoku proteinleri olarak adlandırılmıştır. Sonraları,
bakteri, hayvan ve bitkiler gibi çok çeşitli organizmalarda da
şaperonların bulunduğu gösterilmiştir.” 6
Şaperon Moleküllerinin Eksikliğinde Ne Olur
Proteinlerin düzgün katlanması çok önemlidir. Bunun
yapılmadığı durumlarda Alzheimer, Parkinson, Deli Dana, Sistik Fibroz gibi
hastalıklar ortaya çıkmaktadır. 7

GroEL-GroES
kompleksi adlı yukarıda resimleri görülen moleküller, proteinlerin
katlanmasından sorumludur. Bir molekülün bu derece şuurlu iş yapıyor
olması hayret verici bir mucizedir.
Isı Şok Proteinleri ve Savunma
Sistemi
Yapılan araştırmalar göstermektedir ki ısı şok
proteinlerinin hem hücre içinde hem de hücre dışında hücrenin savunmasında
önemli rolleri vardır. Isı şok proteinleri hücre içindeki görevlerinden
dolayı hücre içinde neredeyse her proteinle bağlar kurarlar. Isı şok
proteinleri, bağlandıkları bu proteinleri görevli bir başka proteine
iletirler. Eğer proteinde normal olmayan peptidler (aminoasit zinciri)
varsa bunlar hücrenin yüzeyine çıkarılırlar. İşte hücrenin yüzeyinde
sergilenen bu anormal peptidlere antijen denir. 8 Antijenler hücrede virüs
bulunduğuna dair bilgiyi dışarıya vermeye yararlar.

Isı Şok
Proteinlerinin doktorlar gibi sağlığımıza önem vermeleri şaşılacak bir
durumdur. Atomlardan ibaret bir topluluk olan bu moleküllerin bu duyarlı
görevi yapamayacağı açıktır. Onlarda tecelli eden şefkat, dikkat, zeka,
işini süratle ve eksiksiz yerine getirme Allah’ın bizler için bir sunduğu
lütfüdür. Görüldüğü üzere hücrelerimizde son derece şuurlu işler
gerçekleşmektedir. Hücrelerdeki yüksek şuur tesadüfü ilah edinen evrim
teorisini yerle bir etmektedir.

Dikkat işareti
tehlikeli bir duruma dikkat çekmek için konur. Aynı bunun gibi hücre
yüzeyindeki antijenler hücrede hastalıklı bir durum olduğunu haber
verirler. Hücre yüzeyinde antijenlerin meydana getirilmesi, ısı şok
proteinlerinin de yer aldığı kompleks bir süreç ile gerçekleşir.
Isı Şok Proteinleri bir yolla daha hücre savunmasına
katkıda bulunur. Normal şartlarda ısı şok proteinleri hücrenin içinde
bulunur. Hücre beklenmedik bir şekilde ölürse, hücre içi etrafa kontrolsüz
bir şekilde dağılır. Hücre dışındaki ısı şok proteinleri ise bağışıklık
sistemi için en etkili tehlike sinyallerindendir. 9
Evrim Teorisi’nin Isı Proteinleri ve Proteinler
Karşısındaki Açmazı
Yaşamın tesadüflerle var olamayacağı çok açık bir
gerçektir. Hücremizde sayısız protein, enzim ve DNA, RNA gibi nükleik
asitler koordineli bir şekilde çalışırlar. Halbuki bir proteinin bile
tesadüfen meydana gelemeyeceği matematiksel olarak bilinen net bir
gerçektir. Bununla birlikte evrim teorisinin ilginç bir açmazı daha
vardır. Proteinler ve DNA birbirlerine muhtaç bir şekilde
yaratılmışlardır. Biri olmadan diğeri var olamaz. Nitekim bu gerçeği
kendisi de bir evrimci olan Dr. Leslie Orgel 1994 tarihli bir makalesinde
şöyle belirtmektedir.:
“Son derece kompleks yapılara sahip olan enzimlerin
ve nükleik asitlerin (RNA ve DNA) aynı yerde ve aynı zamanda rastlantısal
olarak oluşmaları aşırı derecede ihtimal dışıdır. Ama bunların birisi
olmadan diğerini elde etmek de mümkün değildir. Dolayısıyla insan, yaşamın
kimyasal yollarla ortaya çıkmasının, asla mümkün olmadığı sonucuna varmak
zorunda kalmaktadır.” 10

Paradoks terimi
çelişkili ve mümkün olmayan durumları anlatmak için kullanılır. Örneğin
yukarıdaki meşhur çizim, paradoksa örnek olarak verilir. Elbette ki,
resmin içindeki öğeler olan iki elin birbirlerini çizerek ortaya
çıkmalarına imkan yoktur. Bu resmi gördüğünüzde resmin dışından birinin
bunu çizmiş olabileceğini hemen anlarsınız. İşte evrim teorisinin içine
düştüğü durum bu resme benzer. Bir proteinin üretimi için DNA’da
bilgisinin yazılı olması gerekir. DNA’nın olması için ise proteinlere
ihtiyaç vardır. Bunlardan sadece birinin olması diğerini meydana
getiremez. Dolayısı ile bu iki yapının birden yaratılmış olması
gerekir.
Isı proteinlerinin ortaya çıkardığı bir önemli gerçek
daha vardır. Bir proteinin matematiksel olarak var olmasının mümkün
olmadığını ispatlayan hesaplamalar amino asitlerin doğru sayıda, doğru
tipte ve doğru dizilimle bir araya gelmesi gerekliliği üzerine kuruludur.
Ancak artık görülmektedir ki sadece bunlar bile yetersizdir. Ortaya çıkan
aminoasit zincirine şekil veren başka moleküllerin de varlığı şarttır. Bu
şekil veren proteinlerin de tesadüfen oluşması imkansız olduğuna göre
herhangi bir proteinin tesadüfler eseri oluşması için imkansız kelimesi de
yetersiz kalmaktadır.

Şekil verme
sanatı şekil veren birisini gerektirir. Tesadüflerin kendisi bir çömlekçi
ya da heykeltıraş gibi iş yapamaz. Aminoasit zincirlerinden 3 boyutlu
işlevsel proteinleri üretmek için yaratılan Şaperonlar Allah’ın Şekil ve
Suret Veren isimlerinin tecellilerindendir.
O Allah ki, yaratandır, (en
güzel bir biçimde) kusursuzca var edendir,
'şekil ve suret' verendir.
En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde
olanların tümü O'nu
tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakimdir.
(Haşr Suresi, 24)
Kaynak:
1) Neil A. Campbell, Jane B. Reece, Biology, Sixth
Edition,Sayfa 935
2) Heat shock proteins and heat adaptation of the
whole organism. ,Moseley, P. L. (1997), J. Appl. Physiol. 83:
1413-1417.
3) Heat shock proteins and heat adaptation of the whole
organism. J. Appl. Physiol. 83: 1413-1417
4) Neil A. Campbell,
Jane B. Reece, Biology, Sixth Edition,Sayfa 935
5) Tıbbi Fizyoloji,
William F. Ganong, Nobel Tıp Kitabevleri, 20. Baskı, Sayfa 37
6)
Genetik Kavramlar, Sayfa 401, William S. Klug, Michael R. Cummings, Palme
Yayıncılık, Altıncı Baskıdan Çeviri
7) www.kultur.k12.tr/biyosemp/pdf/05__protein_bilimi_2.pdf
8) http://qs-21.com/products/tech/hsp/
9) http://qs-21.com/products/tech/hsp/
10)
Leslie E. Orgel, "The Origin of Life on Earth", Scientific American, cilt
271, Ekim 1994, s. 78.
|