Mucize Molekül Şaperon
Hücrelerimizin temel ürünleri proteinlerdir. Proteinler,
hücrenin içindeki ribozom adlı karmaşık fabrikalarda üretilirler. Bu
üretim neticesinde ise vücutta önemli görevleri yaparlar. Proteinler
aminoasit zincirlerinden oluşurlar. Proteinin vazifesini yerine
getirebilmesi için 3 boyutlu şekli çok önemlidir. Bu 3 boyutlu şekil
aminoasitlerin birbirleri üzerinden katlanmalarıyla mümkün olur. Ancak
bunun için bir problem vardır. Ribozomlarda üretilen proteinlerin doğru
vakitte, doğru yerde katlanmaları gereklidir. Proteinler üretildiklerinden
sonra vazifeli oldukları yere gönderilirler. Kendi boyutları
düşünüldüğünde, bu uzun bir yolculuktur. Eğer proteinler üretilir
üretilmez, hayati önemdeki şekilleri verilseydi, o zaman hücrenin içinde
geçmeleri gereken zar deliklerinden ilerleyemezlerdi. Bu da hayatın sonu
anlamına gelirdi. İşte bu iş için şaperon adlı mucize moleküller
görevlendirilmiştir. Şaperonların hücredeki görevleri şunlardır.:
- Ribozomda üretilen proteinlerin kıvrılmalarına engel olurlar. 1
- Proteinlerin hedeflerine ulaştığında katlanmalarını sağlarlar.
- Yanlış katlanmış proteinleri tanıyıp, onları düzeltirler.
- Düzeltilmesi mümkün olmayan proteinleri tanırlar. Bunların
parçalanmasını ve ortamdan uzaklaşmasını sağlarlar. 2,3

Proteinler
aminoasitlerin birbirleri üzerinde katlanması ile hayati önemdeki 3
boyutlu yapılarına kavuşturulurlar. Şaperonlar bu katlanmanın doğru
zamanda, doğru yerde ve doğru şekilde yapılmasından sorumludur. Bu
görevlerini Allah’ın ilhamıyla mükemmel bir şekilde
gerçekleştirmektedirler. Bu işleri bir molekülün yapıyor olması hayranlık
uyandıran bir durumdur. Sebeplerin ortadan kalktığının Allah’ın doğrudan
tecellisinin örneğidir.
Hücrelerimizde diğer her şeyin eksiksiz bir şekilde
var olduğunu düşünelim, sadece şaperonların eksikliğinde ya da
görevlerindeki bir kusurlarında sistem durma noktasına gelir.
Neticede canlılık ölümle son bulur. Bu da her şeyin aynı anda mükemmel ve
eksiksiz hazır olması gerektiğini göstermektedir. Dolayısıyla evrim
teorisinin hayatın kademe kademe geliştiği iddiasının yüzeyselliği bir kez
daha ortaya çıkmış oluyor.
 
Maddelere şekil verme işini şuurlu varlıklar yapabilirler.
Sağda gösterilen şaperon adlı molekülün proteinlere şekil verme işini
vazife edinip bunu mükemmel bir şekilde yapması, elbette kendisinde
tecelli eden zatı gösterir. Şaperonlar, yani şuursuz atomlar, görmezler,
bilmezler, neyin doğru, neyin yanlış olduğuna karar veremezler, neyi ne
zaman yapmaları gerektiğini bilmezler. Bunlar ise olmadan hayat mümkün
olmaz. Bütün bu işleri eksiksiz, mükemmel şekilde Allah yapar.
Bir fabrika düşünün, kısa sürede yoğun bir üretim
yaptığında, bazı ürünlerin beklenildiği gibi çıkmadığı görülür. Eğer bu
ürünlerin hatalarını düzeltme imkanı varsa, düzeltilmesiyle beraber,
ortaya artık düzgün çalışan bir sistem çıkar. Bu akılcı bir çözümdür,
çünkü üretim maliyetli bir süreçtir. Kuşkusuz böyle bir yöntem uzman
işçilerin varlığını gerekli kılar. Çünkü ürünün beklenildiği gibi olup
olmadığının kontrolü için o konuda bilgili ve deneyimli olmak gerekir.
Buna ek olarak hatalı üründe problemin ne olduğunu anladıktan sonra onu
pratik bir şekilde çözmek ise ayrı bir yetenektir. Bazen üretimden sonra
proteinlerin beklenildiği şekilde katlanmaları gerçekleşmez. İşte
şaperonlar böyle kusurlu proteinleri tespit ederler. Bu proteinleri bozuk
yapılarından kurtarıp, düzgün 3 boyutlu şekillerine sokarlar. Tamir
edilmiş proteinler ise artık vücutta görevlerine hazırdır. Bu müthiş bir
iştir. Çünkü şaperon dediğimiz de proteindir, neticede atomlardan
oluşmadır. Bazı atom topluluklarının bir araya gelip diğer atomları
denetleyemeyeceği açıktır. Atomların bir proteinin düzgün mü değil mi
kararını vermesi mümkün değildir.
Entropi ve Evrim
Canlılığın ortaya çıkması için şuurlu bir inşa ve O’nun
takibi gereklidir. Mevcut yapının hatalı, eksik yanları nelerdir ve bunlar
nasıl düzeltilir gibi soruların cevaplarının verilip uygulanması gerekir.
Hayat Allah’ın özel bir yaratışıdır. En parlak yaratılış delilidir.
Sebeplerin ortadan kalktığı Allah’ın varlığının ve birliğinin apaçık bir
delilidir. Esasen canlılığın kendisinin yaratılış delili olduğu açıktır.
Maddi yapı olarak etrafınızda bulunan taş, toprak, masa, sandalyeden bir
farkınız yoktur. Ama sizin özü toprakla aynı olan vücudunuz onlardan çok
farklıdır. “Canlı”dırlar. Madem yapıtaşları her ikisinde de aynıdırlar, o
zaman sizdeki canlılığın bir kaynağı olması gerekir. İşte bu Allah’ın Hay
isminin tecellisidir. Vicdanen herkes bunu görür.
Günümüzün özel bir anlamı vardır. Artık maddenin temel en
küçük yapıtaşlarına kadar, detaylı araştırmalar yapabiliyoruz. Dolayısıyla
canlılığın mikro alemde yansımasının nasıl olduğuna şahit oluyoruz. Bu
alemde olanlar gerçekten çok şaşırtıcı. Meyve, sebzenin gözünüz önünde
bıçakla -görünür hiçbir kullananın olmamasına rağmen- temizlenip kesilip,
onlardan yemek yapılması; düzensiz birodanın kim yaptığını görememenize
rağmen süpürge ile temizlenip, toparlanması gibi olaylar dolu bir alem
bu.
Normalde olması gereken zamanla her şeyin bozulmaya
uğramasıdır. Modern fizikte bu düzensizliğin artması olarak anlatılan
entropi kanunudur. Kompleks her şeyin zamanla düzensizliği artar. Bunun
neticesinde pek çok parçadan oluşan kompleks cisimlerin bu parçalarında
hasarlar oluşur ve bütünün ahengi bozulur. Hayret verici şekilde hücrede
bunun tersi olur. Bu da ancak bilinçli bir müdahele ile olur. Nitekim bir
ayette bu gerçek şöyle ifade ediliyor.
Şüphesiz Allah, gökleri ve yeri zeval bulurlar diye (her
an kudreti altında) tutuyor. Andolsun, eğer zeval bulacak olurlarsa,
kendisinden sonra artık kimse onları tutamaz. Doğrusu O, Halim'dir,
bağışlayandır. (Fatır Suresi, 41)
Kaynak:
1 Moleküler Hücre Biyolojisi, Prof. Dr. Hasan Veysi
Güneş, Kaan Kitabevi(2003) 1. Baskı , Sayfa 261
2 Moleküler Hücre
Biyolojisi, Prof. Dr. Hasan Veysi Güneş, Kaan Kitabevi(2003) 1. Baskı ,
Sayfa 260
3 Mihiro Yano, Shinichi Nakamuta, Xueji Wu, Yuushi Okumura,
and Hiroshi Kido, A Novel Function of 14-3-3 Protein: 14-3-3ζ Is a
Heat-Shock–related Molecular Chaperone That Dissolves Thermal-aggregated
Proteins, Mol Biol Cell. 2006 November; 17(11): 4769–4779.
|