Hücrelerdeki Kusursuz Bilgi Teknolojisi
Bölüm 1
Bu yazımızda materyalizm ve darwinizmi kökünden yıkan
yaratılış gerçeklerinden birine daha dikkat çekeceğiz: Hücrelerimizdeki
olağanüstü şuur, zeka ve bilgi. Elbette ki bu kavramların hiçbiri cansız
maddelerin üretebileceği şeyler değildir. Hücrelerimizde kullanılan bilgi
ve bilginin işaretler halinde şifrelenmesi, bir dizi tesadüf eseri ortaya
çıkmamış, hepsini Allah yaratmıştır.
20. yüzyılın ortalarından
itibaren bilgi teorisi ve kodlama teorisi olarak adlandırılan yeni
bilimsel alanlar ortaya çıktı. Bu bilimsel alanlar bilginin miktarı, bunun
kodlanması ve karşı tarafa iletilmesiyle ilgilenir. Şu an kullandığımız
iletişim araçları bu alanlardaki çalışmalar sayesinde mümkün olmuştur.
Kullanılan tekniklerle internet, uydu haberleşmesi, cep telefonları, radyo
ve televizyon yayınları gibi hayatımızın her yerine yayılmış olan iletişim
mümkün olmaktadır. 20. yüzyılın 2. yarısından itibaren ilerleyen teknoloji
ile gördük ki, hücrelerin içinde modern telekomünikasyon tekniklerinin çok
daha ilerisi bulunmaktadır. Materyalizm ve evrim maddeyi esas alırlar ve
burada bahsedeceğimiz şuuru göstermelerine imkan olmadığı açıktır.
Hücredeki bütün bu teknikleri yaratan Alemlerin yüce yaratıcısı Allah’dır.
Şimdi hep beraber bunun örneklerini görelim.
DNA’daki Harfler Yaratılış Delilidir
Örneğin bu yazıyı düşünün. Bu yazının size aktarılması
için aramızda ortak anlaştığımız işaretler kullanıyoruz. Bu işaretlerin
bütününe alfabe denilir. Bu alfabeden bir araya gelen anlamlı en küçük
parçaya da kelime denir. Elbette ki alfabeyi kullanmak, şuurlu zeki
varlıkların öğrenip yapabileceği bir iştir. İlginçtir, Allah hücredeki
muazzam bilgiyi bir alfabe kullanarak kodlamıştır. 920 ciltlik
Anabritanica ansiklopedisi sizin her hücrenizin içine sığdırılmıştır.
Türkçe’de 29 harf, İngilizce’de 26 harf kullanılırken hücredeki alfabe
sadece 4 harften oluşur. Bunlar Timin, Adenin, Guanin ve Sitozin olarak
adlandırılan moleküllerdir. Bir harf gördüğünüzde bunu yazan birini siz
O’nu görmeseniz de varlığını bilirsiniz. Peki kütüphanelerde
kütüphanelerce dolu bilgiyi, moleküllerden oluşma harfleri kullanarak
küçücük bir hücreye kim yazmıştır? Kendilerinden habersiz olan atomlar,
vücudun bütün detaylarını bilircesine yazı yazabilirler mi? Elbette ki
hücredeki ihtişamlı bilgi Allah’ın eseri.

DNA
çift zincir yapıda Adenin, Timin, Guanin, Sitozin adlı moleküler harflerin
karşılıklı sıralı dizisinden oluşmuştur. Soldaki kütüphanedeki bilgiler
sizin tek bir hücrenizdeki bilginin yanında çok küçük miktardadır. Bu da
DNA’nın üstün bir ilim sahibi Allah tarafından yaratıldığını açıkça ortaya
koymaktadır.
 
Yukarıdaki resimler DNA ve RNA’daki alfabeyi oluşturan
molekülleri ve İngiliz alfabesini göstermektedir. Her ikisi de şuuru olan
varlıkların yapabilecekleri bilgi iletişim sistemleridir, tesadüflerin ve
kendinden habersiz atomların değil.
DNA’daki Kelimeler Yaratılış Delilidir
Harfler bir araya getirerek anlamlı kelimeler
oluştururuz. Belli sayıda ve sırada olan harflere bir anlam yükleriz.
Halbuki anlam ile harflerin kendisi arasında doğrudan bir bağ
yoktur. Bu bizim bilincimizde gerçekleşir. DNA’mızda da benzeri bir yapı
olduğunu biliyor muydunuz? Hücrelerimizdeki başlıca kelimeler kodon
denilen yapılardır. Kodonlar hep aynı uzunluktadır. 3’erli gruplar
halindedir. Her nükleotit için 4 harf mümkün olduğuna göre kodonlar ile
toplam 64 çeşit kelime yapmak mümkündür. DNA’daki bu kelime dağarcığı
proteinlerin yapıtaşları olan aminoasitleri adlandırmak için kullanılır.
Canlılıkta 20 çeşit aminoasit kullanılmaktadır. İşte bu 64 çeşit kelime
ile 20 çeşit aminoasit ve bazı kontrol dizileri simgelenmektedir. Örneğin
Arjinin aminoasidine biz kendi dilimizde arjinin derken; DNA dilinde AGA
kodonunu yani kelimesini kullanırız. AGA kelimesi DNA dilinde, Adenin
Guanin Sitozin moleküllerinin yan yana getirilmesi ile oluşturulur.

Kodonlar
DNA’daki 3 erli gruplara verilen addır. DNA kütüphanesi kodon denilen
kelimelerden oluşur.
Ağaç Bilgi ve anlam harflerin üzerinde kavramlardır. A, ğ, a ve ç
harflerinden oluşan ağaç kelimesini gördüğümüzde bunun sol resimdeki şekil
benzeri bir varlığı simgelediğini biliriz. DNA’da da harfler başka bazı
anlamları sembolize ederler. Elbette ki kendinden habersiz atomlar
DNA’daki bilgiyi üretmekten acizdir.
Triptofan Aminoasiti
ACC
Nasıl ki yukarıdaki örnekte Ağaç harfleri sol üstteki Ağaç
resmini harfler halinde kodluyor; aynı bunun gibi ACC 3’lü nükleotid grubu
da Triptofan adlı aminoasidi hatasız kodlar. Bu kelimeleri hücremizde kim
yazmıştır?
Kodonlardaki Kelime Uzunluğu ve Hataya Karşı Korumalı İletişim Tekniği
Yaratılış Delilidir
Vücudumuzda 20 çeşit aminoasit vardır. Bu aminoasitler de
kodon adı verilen DNA kelimeleri ile ifade edilir. Her kodon 3 nükleotidin
sıralı dizisi. Ancak kodon kelimelerinin uzunluğu 3’ün dışında bir sayı da
olabilirdi. Peki acaba neden 3 seçilmiş olabilir. Burada pek hikmetli
matematik hesapları vardır. Sadece bu hesaplar bile hiçbir şeyin tesadüfen
olmadığını gösterir. Eğer kodonların uzunluğu 2 olsaydı o zaman bazı
aminoasitler kodlanamaz ve vücudumuz gerekli aminoasitleri alamazdı. Bu da
canlılığın sonu anlamına gelirdi. Eğer kodonların uzunluğu daha fazla
olsaydı. Çok gereksiz uzunlukta bir şifreleme olurdu. Çünkü 3 uzunlukta
kodon zaten fazlasıyla yeterlidir. Peki, en makul uzunluğun 3 olduğunu
hücrelerimize kim bildirmiştir? Bu incelikli tedbir elbette ki hesap kitap
nedir bilmeyen şuursuz atomların yapabileceği bir şey değildir.

Hücrelerimizdeki
kodonların uzunluğu çok ince bir tedbirle ayarlanmıştır. Eğer kodonların
sayısı 3’den az olsa vücudumuza gerekli olan aminoasitlerin bilgisi
yazılamazdı, bu da hayatın sonu anlamına gelir. 3’den fazla olduğu
durumlar ise gereksiz bir uzunlukta olur. Vücudumuzdaki hassas işlemlerin
hızını yavaşlatırdı. 3 sayısı hem yeterlidir. Hem de güvenlik sağlamaya
yeter derecede tekrarlara izin verir.
3 nükleotit ile 64 kadar olası kelime üretilir. Bu
kelimelerin her biri bir aminoaside denk gelir. Bu 64 kelimeden 61 tanesi
20 çeşit aminoasiti kodlamak için kodlanır. Yani 1’den fazla kodon aynı
aminoasiti kodlamak için kullanılmaktadır, dolayısıyla DNA dilinde de
tıpkı bizim kullandığımız lisandaki gibi eşanlamlı kelimeler vardır. Ancak
bu kelimelerin seçimi de müthiş bir aklı göstermektedir. Aynı aminoasidi
kodlayan kelimeler genelde birbirlerinden birer harf farklıdır. Bu ise çok
akıllıca bir seçimdir. Çünkü aşağıdaki resimde gördüğünüz gibi böyle bir
seçim mutasyonlara karşı bir korumadır.
Bu tabloda 3
harfle oluşturulan dizilimin ne anlamlara geldiği anlatılıyor. Örneğin GTT
GTC GTA GTG hepsi valin adlı aminoasidi kodlar. Yine tabloda Leu harfleri
ile gösterilen Lösin aminoasidi TTA TTG CTT CTC CTA CTG olmak üzere 6
çeşit kelime ile kodlanmaktadır. Dikkat edilirse kelimeler birbirlerinden
genelde 1 er harf olmak üzere farklılaşmaktadır. Bu tip bir seçim
mutasyonlara karşı korumada etkilidir. Örneğin CTT olması gereken kodon
dizilimin mutasyon sebebiyle CTC kelime dizilimine sebebiyet
verdiğini düşünelim. Dikkat edilirse bunun neticesinde yine aynı Lösin
aminoasidi kodlanır ve buda mutasyonların zararlı etkilerine karşı ek bir
koruma sağlar.
Proteinlerdeki Başlangıç ve Bitiş Sinyalleri Yaratılış Delilidir
DNA’da bütün proteinlerin bilgisi barındırılıyor. Her
protein, aminoasit zincirinden oluşuyor. Peki DNA’da kodlanan proteinin
nerden başlayıp, nerede bittiğini ne belirliyor? 64 kelimeden 4 kelimesine
özel görevler yüklenmiştir.
Bütün proteinler Metionin adlı aminoasitle
başlarlar. Dolayısı ile DNA’da TAC ilgili kodonu proteinlerin başlangıç
sinyalidir. Bunu şuna benzetebiliriz. Örneğin 23 nisanda geçit törenine
katılan okulları düşünün. Bu okullar birbirinden okullarının adlarının
yazıldığı bir tabela ile ayrılırlar. İşte bunun gibi proteinin başladığı
yerde metionin aminoasidinin kodunu içeren TAC dizisi vardır. DNA
birbirinin benzeri sıralı nükleotitlerdir. Bunlardan bazısını özel diziler
olarak seçip bir işaret olarak belirtmek, atomların kendisinin karar
verip, düşünebileceği bir durum değildir. Elbette ki, DNA’da tecelli eden
akıl Allah’ın aklı.

Otoyol
İşaretleri otoyolda bulunduğunuz yerle ilgili özellikleri verir. Tıpkı
bunun gibi DNA’da özel diziler DNA’nın o bölgesi ile ilgili bilgiler
verir. Elbette ki işaret kavramı bütünü gören birinin yapabileceği bir
iştir. DNA’daki işaret dizilerini DNA hakkında dikkat çekmeye yarar halde
kullanmak açık bir şuur işidir. Bu seçim tesadüflerin ve şuursuz
maddelerin eseri değildir.
Proteinler aminoasit zincirleridir ama uzun da olsa sonlu
sayıda nükleotidin sıralı dizisidir. Peki birbiri ardınca devam eden
3’erli nükleotitlerin sonu nasıl belirlenir? Burada da Allah’ın üstün bir
matematik anlayışı sergilediğini görüyoruz. 3’erli gruplardan oluşan
nükleotitlerle 64 farklı kelime yazılabildiğini gördük. Bu 64 kelimeden
61’inin de 20 çeşit aminoasiti korumalı olarak denk geldiğini gördük. İşte
kalan 3 tane kelime olan ATT, ATC ve ACT de sonlandırma dizileri
olarak kullanılır. Bu dizilerden biri geldiğinde protein dizisinin sonuna
gelindiği anlaşılır. Elbette ki bu da muhteşem bir seçimdir. Hiçbir
eksikliğin olmadığı bir sistemdir bu. Otomobil yarışlarında sona
gelindiğini anlatan bayrak sinyali gibi bu da protein zincirinde sona
gelindiğini anlatır. Burada evrim teorisinin çıkmazlarından birine daha
şahit oluyoruz. Diğer her şey protein üretim sisteminde tam olsa. Ancak
sadece bu sonlandırma dizilerinin yokluğunda istenen protein sentezi
imkansız hale gelmektedir. Bütün proteinlerde hepsinde birden hiçbirinde
unutulmadan bu sonlandırma dizisinin olması evrim teorisinin
çelişkilerinden biridir. Tesadüfler bu kadar dikkatli olabilirler mi?

Otomobil
yarışlarında yarışın bittiğini anlatmak için bayraklar kullanılır. Bu
bayraklar gibi DNA zincirinde protein zincirinde sona gelindiğini anlatan sonlandırma dizileri vardır. Bu sonlandırma dizilerindeki
nükleotitler şuursuz varlıklardır. Onları kullanarak protein zincirinin
sonuna gelindiği anlatma işi, şuursuz varlıkların kendileri üzerine
yükleyebilecekleri bir görev değildir. Onlarda tecelli eden anlamın
kaynağı kendiler dışındadır. Allah’ın tecellisidir bu.

Bu yazıyı
gördüğünüzde elbette şuurlu birinin yazdığını anlarsınız. Materyalistlerin
ve evrimcilerin durumu ise bu yazıyı gördükleri halde bu yazı tesadüfler
eseri bir araya gelmiş mürekkep lekesidir diyen birine benzer. Çünkü
buradaki yazıda anlam vardır, DNA’daki bilgide de anlam vardır. Hem de
DNA’daki bilgi 920 ciltlik ansiklopedi bilgisidir. Yani içeriği yukarıdaki
bu yazıyla kıyas edilemeyecek kadar fazladır. Bu anlamları aktarabilmek
için mürekkepten oluşan harfler kullanılırken, DNA’da bu anlamı aktarmak
için moleküllerden yapma harfler kullanılır. Yani daha yüksek teknolojili
bir iletişim söz konusudur. Molekülleri dahi harfler olarak kullanabilen
bir zat elbette pek yücedir.
mRNA’lar ve mRNA’lardaki Başlık ve Bitiş Sinyalleri
Yaratılış Delilleridir

Fotokopi makinesi,
bir kağıtta duran bir bilgiyi başka bir kağıda aktarmaya yarar. Örneğin
kalın bir kitabın içinden istediğiniz bir sayfanın fotokopisini bu yolla
çekebilirsiniz. Böylece orijinal metindeki bilginin bir kopyası daha
elinizde olur. Hücrelerinizde de benzer bir işlem gerçekleşir. DNA’nız 920
ciltlik koca bir kütüphanedir. İçinde pek çok proteinin bilgisini
barındırmaktadır. Hücrede canlılık için bir protein üretimi gerektiğinde,
920 ciltlik DNA kütüphanesinin ilgili yerinden, tümüyle bir yaratılış
mucizesi olan kopyalama işlemi gerçekleştirilir. Kopyalama neticesinde
mRNA adlı uzun bir molekül zinciri elde edilir. Elbette ki fotokopi
makinesinin tesadüfler eseri ortaya çıkmış ileri bir teknoloji olduğunu
hiçbir normal zekaya sahip insan iddia etmez. Bir fotokopi makinesi pek
çok bileşenden oluşmaktadır. Örneğin sadece kağıtları hareket ettiren
silindirlerden biri eksik olsa cihaz arızalanır. Sistem işlevsiz hale
gelir. Aynı bunun gibi, pek çok ince detaydan oluşan DNA’daki sistemlerden
herhangi birinin eksikliğinde protein üretimi yapılamaz. Normal zekaya
sahip hiçbir insan DNA’daki fotokopi sisteminin de tesadüfler sonucu
olduğunu söylemez. Fakat Evrimciler hariç.
DNA’dan mRNA üretilmesinin 920 ciltlik kütüphanenin
içinden bir sayfanın fotokopisini almaya benzediğini gördük. Ancak durum
bundan çok daha ötedir. mRNA’lar , bu bilgiyi kullanarak üretim yapan
fabrikalar olan ribozomlara götürür. Ancak normal bir fotokopiden farklı
olarak mRNA’nın başına ve sonuna proteinin bilgisi dışında bazı sinyaller
konur. Bu sinyaller özel bazı nükleotit dizileridir. Burada çok büyük bir
yaratılış mucizesi vardır. Çünkü bu yapı bugün bilgisayar ağları ve
telekomünikasyon adlı disiplinin temelidir. Bilgilerin başına ve sonuna
kontrol dizileri ve ek bilgiler yerleştirilerek yollanması işi son derece
yaygın bir uygulamadır. Bilgiye ek olarak kullanılan bu işaretlerde,
paketin gideceği yerle ilgili bilgiler, hata kontrolü, ortamda diğer bilgi
paketleriyle karışmasını engelleyici bilgiler, öncelik sıralaması gibi
çeşitli ek amaçlar gözetilir. Bu ek bilgiler, gönderilen bilginin geçtiği
fiziksel ortam ve kullanılan ortama göre çok çeşitli tipte olabilir.
mRNA’da proteini kodunun içerildiği bilgiden önce 5’ CAP diye özel bir
işaret konur. Bu 5’ CAP sayesindeki bilgi ribozoma bağlanmak için
yaratılmıştır özel bir bölüm içerir. 1 Bu sayede mRNA ribozama
bağlanmaktadır. Bu bir nevi kimlik denetimine benzemektedir. Bu işaret
sayesinde ribozom mRNA’nın kendisi ile ilgili bir bilgi olduğunu
anlar.

Güvenlikli
binalarda giriş için şifreli sistemler yapılır. Uygun bilgileri taşıyan
kartlar kullanılarak binaya giriş mümkün olmaktadır. Bu kart sayesinde
binaya sorunsuz bir şekilde girilmektedir. Aynı bu örnekte olduğu gibi
mRNA’nın başında 5’ CAP adlı özel bir bölüm vardır. Bu bölüme karşılık
gelen Ribozom bölgesine mRNA bağlanır. Bu sayede protein zinciri üretimi
ve hayatın devamlılığı mümkün olmaktadır.
Protein zincirinin ilk işaretinin Metionin adlı aminoasit
olduğunu belirtmiştik. Bu da mRNA’da AUG adlı özel dizi
ile ifade ediliyor. Protein sentezinin başlaması için işte bu dizi
GCCACCAUGG veya GCCGAUGG şeklinde
güçlendirilmiş bir şekilde bulunur. İşte bu özel dizi Ribozomda algılanır
ve protein üretimine başlanır. 2
Canlılardaki hücre tipleri genel
olarak 2’ye ayrılır. Bunlar Prokaryot ve Ökaryot hücrelerdir. Yukarıda
anlattığımız başlık sistemi ökaryot hücrelerde vardır. Prokaryot olarak
adlandırılan hücrelerde ise bu 5’ CAP dizisi yer almaz. O’nun yerine Shine-Dalgarno denilen AGGAGG özel
başlangıç dizisi vardır. Bu bölüm Ribozom tarafından tanınır. Bu diziden
yaklaşık 10 baz sonrası ilk aminoasiti kodlayan AUG dizisi yer alır.
3
Özel sinyalleri kullanarak yaklaşan bir bilgiden haberdar
etme düşüncesi, iletişim teorisi adlı bilimsel alanda yaygınlıkla
kullanılmaktadır. Bu özel sinyal dizileri şifre niteliği taşır. Karşı
taraf bunu aldığı anda yeni bir bilgi geleceğini anlar.
Bu durum
canlıların birbirlerinden evrimleşerek türediklerini iddia eden evrim
teorisi için çelişkilidir. Çünkü evrimciler prokaryot hücreleri ata
hücreler olarak görürler. Hâlbuki bu hücrelerin ve yukarıda bahsettiğimiz
(ökaryot hücre) hücrelerin her ikisinin de düzgün işleyen bir mRNA tanıma
bölümü vardır. Prokaryot hücreler Shine-Dalgarno adlı diziler ile
proteinin başlık dizisinden haberdar olurken, ökaryotlarda 5’CAP adlı
prokaryotlarda hiç olmayan bir bölüm vardır. Eğer canlılar birbirlerinden
kademe kademe gelişecekse zaten çalışan bir sistem neden çalışan bir
diğerine geçsin. Kaldı ki böyle bir şeyin kademe kademe gelişmesi de
mümkün değildir. Çünkü bu geçişle birlikte var olan çalışan sistem de
bozulur. Görüldüğü üzere 2 farklı yerde birbirine uyan diziler vardır.
Diyelim ki rasgele mutasyonla mRNA’daki dizide bozulma olsun o zaman artık
ribozomda o diziye karşılık gelen bölümle uyuşmazlık olur. Dolayısıyla
kademe kademe gelişen bir avantaj yoktur. Aslında kademe kademe yıkıcı
zarar vardır. Dolayısıyla evrim teorisinin gersizliği daha en basit
ayrıntılarda boğulup kalmasıyla bir kez daha gözler önüne seriliyor.
mRNA’nın sonuna eklenen dizi ise Poli A adlı özel bir dizidir. Bu dizi 200-250 baz uzunluğunda peş peşe Adenin
bazlarından oluşur. mRNA’nın sonuna eklenen bu işaret dizisine özel
proteinler bağlanır ve böylece mRNA yıkımdan korunur. Ayrıca Poli A
dizisi, mRNA’nın çekirdekçikten çıkıp ribozomların olduğu bölgeye
gitmesine ve ribozomu tanımasına yardımcı olmaktadır. Bu durumu şuna
benzetebiliriz. 4 Diyelim ki 920 ciltlik kütüphaneden bir kitabın içindeki
bir sayfayı başka şehirde bulunmakta olan bir arkadaşınıza
yollayacaksınız. Elbette ki kütüphanedeki ilgili kitaptan fotokopinin
çekilmesi tek başına yeterli olmayacaktır. Bunun bir tür posta sistemi ile
iletilmesi gerekir. İşte kâğıdın üstüne yazacağınız alıcı adı, mRNA’daki
5’CAP başlığına benzer. Poli A ise bu bilgiyi ileten posta arabasına
benzer. Elbette ki hiçbir posta sistemi gibi bu da tesadüfler eseri
oluşamaz. mRNA’daki bu derece açık bir şuur gerektiren sistemin tesadüfler
eseri meydana geldiğini söylemek gerçekten ciddi bir şuursuzluk örneğidir.
DNA’daki Eşi Olmayan Bir Yaratılış Mucizesi: Aynı
Kitapla Çok Kitap Okumak
Şimdiki okuyacağınız bu bölümde,
Allah’ın bilgisinin ve zekasının bir eşinin olmadığını bir kez daha
göreceksiniz. Bu bölümde beraber göreceğimiz olan bilgi, Allah’ın
sonsuz aklına bir delildir. Bir kitap aldığınızı düşünün, o kitabının
içini açtığınızda, ilk kitap korunmakla beraber içinden birden çok kitap
çıksa ne düşünürsünüz? İşte böyle bir sistemi Allah DNA’larda yaratmıştır.
Canlılardaki proteinlerin hepsinin bilgisi DNA’da yazılmıştır.
Bakterilerde yapılan araştırmalar neticesinde; bazı bakterilerin DNA’sının
büyüklüğünün, üretilen proteinlerin sayısı ve uzunluğu dikkate
alındığında, yeterli olmadığı anlaşıldı. Detaylı araştırmalar neticesinde,
bazı proteinlerin, diğer proteinlerin gen dizisi içinde yer aldığı tespit
edildi. 5 Üstelik bu proteinler ortak gen dizileri kullanmalarına rağmen,
apayrı sırada ve çeşitte aminoasit dizilerinden oluşmaktalar. Bu gerçekten
de son derece ilginçtir ve eşi benzeri olmayan bir mucizedir. Her iki
protein anlamlıdır ve birbirinden farklıdır.
Peki bu sistem nasıl çalışır? İçerdeki proteinin okuma
çerçevesi ile diğer proteinin okuma çerçeveleri farklıdır. 3’lü diziler
halinde aminoasitlerin kodlandığını söylemiştik. İçteki proteinin 3’lü
dizileri yani kodonlarının başlangıç yeri ile diğer proteinin kodonlarının
başlangıç yerleri aynı değildir. Örneğin aşağıdaki örnekte göreceğiniz
gibi: 6
D Geni okuma çerçevesi
Val Glu Ala
Sis Val Tir
Gli Tre Lös Asp Fen
GUU GAG GCU UGC GUU UAU GGU ACG CUG GAC UUU G
E Geni okuma
çerçevesi
Met Val Arj
Tri Tre Lös
GUU GAG GCU UGC GUU U
AUG GUA CGC UGG ACU UUG
Her iki protein de DNA’da 3’erli nükleotid dizileri
halinde kodlanmıştır. Ancak E geni dizisi hem D geninin içerisinden
başlıyor, hem de 1 baz kaymış gruplarla proteini kodluyor. Böylece bütün
dizi her 2 proteinde de aynı olmasına rağmen bambaşka proteinler ortaya
çıkıyor. Böyle bir anlamı ortaya çıkartmak, normalde çok zordur. Bu şuna
benzer. Örneğin bir tarih kitabını açıp ortalarından bir yerin herhangi
bir harfinden okumaya başladığınızda kitabın konusunun bu sefer
coğrafyayla ilgili bambaşka bir yazı olması ne kadar şaşırtıcı olurdu
değil mi? Böyle bir kitap insanlık tarihi boyunca yazılabilmiş midir?
Allah eşi benzeri olmayan bir sistemle, aynı kitapta birden fazla kitabın
bilgisini yazmıştır.
Bu yazımızda DNA’daki alfabe, kelime bilgisi, kelimelerin
uzunluğundaki kusursuzluk, DNA’daki fotokopi teknolojisi, fotokopinin
başının ve sonunun özel işaretlerle şifrelenmesi, DNA’nın içindeki aynı
kitapta birden fazla kitap teknolojisini gördük. Bütün bu teknikler
neticesinde; üstün bir bilgi teknolojisinin, iletişim teknolojisinin ve
eşsiz kodlama teknolojisinin olduğunu gördük. Hücrede rastlantıya,
şuursuzluğa yer olmadığını bir kez daha gördük Allah hücrede muhteşem bir
bilgi inşa etmiştir.
Dediler ki: "Sen Yücesin, bize öğrettiğinden başka
bizim hiçbir bilgimiz yok. Gerçekten Sen, herşeyi bilen, hüküm ve hikmet
sahibi olansın." (Bakara Suresi, 32)
Kaynak:
1 Moleküler Hücre Biyolojisi, Prof. Dr. Hasan Veysi
Güneş, Kaan Kitabevi(2003) 1. Baskı , Sayfa 238
2 Moleküler Hücre
Biyolojisi, Prof. Dr. Hasan Veysi Güneş, Kaan Kitabevi(2003) 1. Baskı ,
Sayfa 238,239
3 Moleküler Hücre Biyolojisi, Prof. Dr. Hasan Veysi
Güneş, Kaan Kitabevi(2003) 1. Baskı , Sayfa 237
4 Moleküler Hücre
Biyolojisi, Prof. Dr. Hasan Veysi Güneş, Kaan Kitabevi(2003) 1. Baskı ,
Sayfa 194
5 Moleküler Biyoloji, Sayfa 424, Editörler: Ahmet Yıldırım,
Fevzi Bardakçı, Mehmet Karataş, Bahattin Tanyolaç, Protein Sentezi ve
Yıkımı, Nobel Basımı kitabı Sayfa 222
6 Moleküler Biyoloji, Sayfa 424,
Editörler: Ahmet Yıldırım, Fevzi Bardakçı, Mehmet Karataş, Bahattin
Tanyolaç, Protein Sentezi ve Yıkımı, Nobel Basımı kitabı Sayfa 222
|