Heisenberg Belirsizlik İlkesi ve İlkel Ateist
Felsefelerin Sonu
Bir dizi felsefe geçtiğimiz 2-3 yüzyılı etkisi altına
almış ve derinlemesine düşünemeyen insanların imanını kaybetmesine sebep
olmuştu. Tamamen boş bazı varsayımlara dayanarak ellerinde hiç bir delil
olmadan Allah’ı inkar etmişlerdi. Bu felsefeler birbirini besleyip
durdular ve hatta bazısı diğerlerine zemin hazırladılar. Bunların
başlıcaları:
- Maddeyi ilahlaştıran Materyalizm
- Materyalizmin doğaya uygulaması olan Evrim Teorisi
- Sebepleri ilahlaştıran Nedensellik
- Fiziksel bazı kanunları ilahlaştıran Determinizm ve Mekanik
Felsefeleri
- Ve bu felsefeleri dayanak alarak hayata bir bakış tarzı sunan Pozitivizm.
Öncelikle şu gerçeği vurgulayalım bütün bu felsefelerin
bugün artık savunulmasına imkan kalmamıştır. Maddenin gerçeğini anlatan ve
evrim teorisinin iç yapısını deşifre eden çalışmalarımızda bu gerçeği açık
bir şekilde görme imkanı vardır.
Materyalistler algının mükemmel detayında boğulmuş
kimselerdir. Sadece algıyla muhatap olmalarına rağmen boş bir zanna
uymuşlardır. Ellerinde hiçbir delil olmamasına rağmen algıların mutlak bir
varlığın resmi ya da kendisi olduğunu düşünmüşlerdir. Ancak yapılan
deneyler neticesinde bilim öyle bir noktaya gelmiştir ki 20. Yüzyılın en
meşhur fizikçilerinden biri olan Bohr ister istemez şu ifadeyi
kullanmıştır: “Hiçbir şey ölçülene kadar yoktur.”
Allah bu zamanları çok özel bir şekilde hazırlamıştır.
Günümüz bilimi yoluyla öyle veriler yaratmıştır ki artık bu felseler iflas
etmişlerdir. Bu yazımızda bunlardan bazısı ile tanışacaksınız. 20.
yüzyılın başında modern fizikte müthiş gelişmeler yaşandı. Özellikle
1920’li yıllarda birbiri ardınca hayata bakışı kökten değiştiren izahlar
bilim adamları tarafından dile getirildi. Bu yazımızda çeşitli açılardan
elde edilen bulgularla materyalist felsefelerin nasıl çeliştiğini
göreceğiz. Özellikle Heisenberg Belirsizlik İlkesiyle tanışarak bunun
modern dünya düşünce tarihinde nasıl bir değişime yol açtığına şahit
olacağız.
Fizikte gözlem
temel çıkış noktasıdır. Örneğin fizikçiler uçağın hızı, ağırlığı, konumu,
enerjisi gibi kavramlarla ilgilenirler. Gözlemlerden elde ettikleri
verilerle gerçeğe dair modeller ortaya atarlar. Günümüz modern fiziğinde
atom seviyesinde yapılan deneylerde çok önemli bulgular elde edilmiştir.
Bu bulgular bugün materyalist felsefelerin iflas etmesine sebep
olmaktadır.
Şahit Olduğunuz Dünya An An Yaratılır

İnsanoğlu an an yaratılan görüntülerle muhataptır. Bu
görüntülerin somut maddi karşılığı olduğunu düşünmek yanlızca bir
varsayımdır. Delile dayalı bir yaklaşım değildir. Dolayısıyla bu algıların
içinde size gösterilen cisimlerin zamanın her anına yayılmış bir
varlıkları olmak zorunda da değildir. Materyalistlerin maddenin ezeliyeti
düşüncesi de bu yüzden tamamen uydurma bir varsayımdır. Bu varsayım delile
dayalı bir durum değildir. Bir tür inançtan ibarettir.
Fiziksel Kanunlar Evrendeki Muhteşem Düzeni İfade
Ederler Yaratıcı Değildirler

Bir geçit törenindeki askerleri gözlemleyen birini
düşünün. Bu gözlemleri neticesinde askerlerdeki düzenli hareketleri not
etsin. Eğer bu kişi askerlerin olağanüstü organizasyonunu ve şuurlu
davranışlarını inkar etse ve bu düzenin kaynağının adeta görünmez iplerle
askerlere zorla yaptırılan hareketler olduğunu söylese bu kişi hakkında ne
düşünürsünüz? İşte mekanik felsefeye bağlı materyalistlerin durumu da buna
benzer. Allah’ın her an yarattığı düzenin bir ifadesi olan matematiksel
formülleri bir yaratıcı gibi kabul ederler. Kendilerini bu batıl inançları
nedeniyle küçük düşürürler.
Heisenberg Belirsizlik İlkesi
Modern
fizikte Heisenberg Belirsizlik İlkesi hayata bakışı derinden etkileyen bir
ilkedir. Bu ilkeye iki şekilde bakılabilmektedir. Biri klasik fizik
anlayışıyla. Diğeri modern fizik anlayışıyla. Her iki bakış açısından da
büyük anlamlar çıkmaktadır.
Heisenbergin Belirsizlik İlkesi Madolyonun
Birinci Yüzü
Bilimde en önemli hareket noktası gözlemdir. Gözlemler
neticesinde varlığa dair bilgiler ediniriz. Ancak gözlem dediğimiz şey,
Allah’ın bize izlettirdiği algıdan ibarettir. Allah mutlak varlıktır,
algının kendisi ise izafidir, gölge varlıktır.
Heisenberg Belirsizlik İlkesi ile yeni tanışanlara
genellikle klasik fizik bakış açısından bu ilke anlatılır. Fizikte çeşitli
gözlem tipleri vardır. Bunlar konum, hız, enerji ve zaman gibi
kavramlardır. Bu ilkeye göre varlığa ilişkin ölçümlerimiz hep
kusurludur.
Evrendeki düzen özellikle Newton’dan beri matematiksel
formüllerle anlatılır. Fizikçiler bu matematiksel formülleri kullanarak ve
ölçümler yaparak çeşitli tahminlerde bulunurlar. Fiziğin Newton’dan beri
gelişiminde evrenle ilgili pek çok gözlem yaptık ve pek çok hassas düzen
keşfettik. Dolayısıyla düzeni tasvir eden formül sayısı oldukça arttı.
Ancak ilginçtir bazı fizikçiler düzeni anlatan kanunları adeta yaratıcı
gibi görmeye başladılar. (Allah’ı tenzih ederiz.) Evreni de bu mekanik
kurallara göre kendi kendine işleyen bir saat gibi düşünmeye başladılar.
(Allah’ı tenzih ederiz.). Buna mekanik felsefe de denir.
Mekanik felsefeye bağlı materyalistler, Allah’ın
evrendeki her an devam eden azametli yaratışının bir ifadesi olan fizik
kanunları hakkındaki batıl zanlarını zamana yayınca determinizm adlı batıl
bir felsefeye ulaştılar. Bununla eğer bütün kanunları ve mevcut herhangi
bir andaki gözlem değerlerini bilirlerse, evreni geçmişten geleceğe
tamamen davranışını belirleyebileceklerini düşündüler. Buna göre ellerinde
eksik olan en temel bilgi veri eksikliğidir. Bugün bu batıl anlayışın
artık doğru olmadığı çeşitli açılardan biliniyor.
Heisenberg belirsizlik ilkesini anlatılırken klasik
fizikten yola çıkarak bir örnek sunulur. Bir mikroskop altında bir
elektronu gözlemlediğimizi varsayalım. Elektronu gözlemleyebilmek için
elektrona ışık düşürmek zorundayızdır. Ancak elektrona düşen bu ışık onun
hızını değiştirir. Böylece bir cismin aynı anda hem konumunu hem de hızını
–cismi somut olarak var olduğunu kabul etsek bile-
belirleyemeyeceğimiz ortaya çıkar. Bu da varlığa dair bilgimizin hep
sınırlı kalacağını gösterir.

Heisenberg Belirsizlik İlkesininin en yaygın bilinen
yorumuna göre bir elektron mikroskopu ile deney yaparken aynı anda örneğin
elektronun hem hızını hem de konumunu mutlak kesinlikle bilmek mümkün
değildir.
Aynı anda bir
elektronun hem hızını hem de konumunu belirlemenin imkanı yoktur. Çünkü
elektronu görmek için sisteme müdahale gerekiyor. Elektrona düşen ışık
onun konumunu ve hızını değiştirir.

Meşhur Belirsizlik
ilkesi formülleri. Bu formüller kısaca bir cismi gözlemlediğimizde
kaçınılmaz olarak hep hatalı verilere sahip olacağımızı anlatır.
Heisenberg Belirsizlik İlkesinin anlatırken aslında
olmayan bir dünyadan bahsettik. Kavramları anlatabilmek için klasik
fiziğin bakış açısı ile yola çıktık. Elektronu maddi bir varlıkmış gibi
anlattık. Ve neticesinde bilgimizin sınırlı olduğu, ölçüm değerlerimizde
hatalar olduğunu gördük. Bu haliyle bile bu ilke materyalist dünya
görüşünün hatalarını gösterir. Elimizde hatalı veriler var ise
tahminlerimizde hatalar olacaktır. Bu da bilimin sınırlı olduğunu,
pozitivizm felsefesini, yani doğruya bilimle erişilir mantığının, gerçeği
yansıtmadığını ortaya koyar. Nitekim bu gerçek fizikçi Alastair I. M. Rae
tarafından şu şekilde belirtilir:
“...Bölüm 1’de belirttiğimiz gibi, kuvantum fiziğinin
belirlediği, en azından bazı olayların temelde önceden kestirilemeyeceği
sonucu, evrenin davranışı mekanik yasaları ile yönetilir savını sürdüren
fiziğin klasik bakışı ile tümden çelişir. Klasik olarak, parçacıkların
belirli kuvvetlerin etkisi altında hareket ettiği düşünülmüştür ve eğer
tüm bu kuvvetler parçacıkların herhangi bir andaki konum ve hızları ile
beraber biliniyorsa bir fiziksel sistemin daha sonraki davranışı önceden
kestirilebilir. Kuşkusuz, bu tür hesaplamalar sadece basit durumlara
uygulanabilir ancak kural olarak herhangi fiziksel bir sistemin, tüm
evrenin bile, davranışını önceden kestirmek olasıdır.
Kuvantum
fiziği bu deterministik bakışı yok etmiştir ve indeterminizm ve
belirsizlik, kuramın temelinde yapılanmıştır. Genelde fiziksel
bir sistemin daha sonraki davranışı, şimdiki durumu ne kadar kesin
bilinirse bilinsin, önceden kestirilemez.” 1
Tarihin en büyük
fizikçilerinden olan Werner Heisenberg fizikteki materyalist iddiaları
çeşitli açılardan yıkan biridir. Bunlardan biri 1927 yılında dile
getirdiği Heisenberg Belirsizlik ilkesidir. Bu ilkenin yaygın bilinen
yorumuna göre, aynı anda bir cismin hem konumunu hem hızını mutlak bir
kesinlikle bilmemize imkan yoktur. Bu pek çok materyalist fizikçiyi
derinden etkiledi. Çünkü varlığa ilişkin bilgi eksikliğimiz,
erişebileceğimiz bilginin de sınırlı olduğunu gösteriyordu.
Fiziğin yapıtaşları Maddi Parçacıklar olarak değil
Kuantum Dalgaları olarak ifade edilir.

Fizikte artık elektron, proton gibi en temel yapıtaşları
maddi parçacıklar gibi tasvir edilmiyor. Üstelik bu keşif son 10-20 yılın
yeni bir keşfi değildir. 80 yıldır fizikte bütün yapıtaşları kuantum dalga
fonksiyonları olarak tabir edilen matematiksel kavramlarla ifade edilir.
Maddi bir parçacıkmış gibi yapılan tasvirler günümüzde geçersizdir. Çünkü
açıklanması imkansız çelişkiler ortaya çıkar.
Kuantum dalgalarını yorumlayan bilim adamları maddenin
yok olduğunu anlatırlar. Artık bu konu öyle teknik bir hal almıştır ki,
maddenin yokluğuna dair ifadeleri fizik ders kitaplarında bulabilirsiniz.
Nitekim modern fiziğin kurucularından olan Danimarkalı bilim adamı Niels
Bohr meşhur sözünde “Hiçbir şey ölçülene kadar yoktur.” demektedir.
Klasik fiziğe göre Atom
imkansızdır:
Klasik fizikte atomdan bahsetmek imkansızdır. Elektronları maddi
cisimler olarak atomun etrafında düşündüğünüzde dahi atomdan
bahsetmeniz çok çok kısa süre içinde imkansız olacaktır. Bunla
ilgili bir kaynak aşağıdadır.
Ve Rutherford’un modelindeki elektronlar hakkında da hiçbir şüphe
yoktu; eğer çekirdeğin etrafındaki bir yörüngedeyse hızlanmak
zorunda, hızlandıkça da radyasyon yaymak zorundaydı. Aslında sürekli
olarak radyasyon yayacaktı. Dahası çekirdeğe doğru sarmal bir
hareketle saniyenin çok küçük bir anında bu oranda enerji
kaybedeceğini anlamak çok kolaydı. 2 |
Belirsizlik İlkesi Maddenin Gerçeğini Anlatır:
Madalyonun Öteki Yüzü
Buraya kadar belirsizlik ilkesini klasik
bir bakış açısı ile gördük. Bu konunun ne anlama geldiğini anlatabilmek
için bir teknik idi. Ancak bu ilkenin daha derin anlamları vardır. Bu
gerçek, dünyanın en çok okunan fizik ders kitaplarından birinde şöyle
ifade edilir.
“Önceki gibi argümanlar, yüzeysel olarak ilgi çekici
olmasına rağmen, dikkatlice yaklaşılmalıdır. Yukarıdaki argüman elektronun
herhangi bir anda kesin bir konum ve momentuma sahip olabileceğini ve
ölçüm sürecinin DxDp belirsizliğini ortaya çıkarttığını ima etmektedir.
Aksine, bu belirsizlik hareket eden cismin doğasında vardır. ...” 3
Önceden de gördüğümüz gibi aslında elektron gibi
yapıtaşları, maddi parçacık olarak değil, kuantum dalgaları adlı
matematiksel kavramlarla ifade edilir. Kuantum fiziğinde ölçüm
yaptığınızda, aslında siz var olan bir sistemin belli bir değerini
ölçmezsiniz. Aksine sistemi belli değerler almaya zorlarsınız. Ama hangi
değerler olacağını kesinlikle bilemezsiniz. Bu değerler ölçmek istediğiniz
fiziksel kavrama göre değişir. Örneğin elektronun konumunu ölçmek
istediğinizde sistemi belli konum değerlerinden birini vermeye
zorlarsınız. Hızını ölçmek istediğinizde de sistemi başka bazı değerler
vermeye zorlarsınız. Ama hangisi olacağını bilemezsiniz. Dolayısıyla
gözlem kavramı aslında düşünüldüğünden çok daha değişiktir.
Gözlemler sorduğunuz sorulara cevaplar
gibidir

Modern fizik göstermiştir ki gözlemler sorduğunuz bir soru
gibidir. Gözlemler saklı olan bir bilgiyi açığa çıkartmaz. Aksine gözlemle
bir soru sorarsınız. Sistem bu cevaba uygun bir yapıya
bürünür. Başka bir soru sorduğunuzda da ona uygun bir yapıya
bürünür. Modern fizikteki bu önemli bulgu realist felsefeyi, yani
gözlemciden bağımsız kendiliğinden var olan somut maddi bir dünya
varsayımını kökünden yıkmıştır. Evrenin, idealist felsefenin dediği
şekilde, yani Allah’ın yarattığı bir algılar bütünü olarak yaratıldığını
göstermiştir.
Aynı anda birbirinden farklı iki soru sorup iki bambaşka
cevap alamadığınız gibi aynı anda iki farklı tip gözlem yapmak da mümkün
değildir. Heisenberg’in Belirsizlik İlkesi bu büyük gerçekle ilgilidir.
Nitekim bu gerçek, dünyada en yaygın okunan fizikçilerden olan John
Gribbin tarafından şu şekilde belirtilmiştir:
“Kuantum fiziğinde belirsizlik kesin ve belli bir şeydir.
Eşlenik değişkenler olarak bilinen parametre çiftleri vardır ki, bunların
her biri aynı anda kesin belirlenmiş değerlere sahip olamazlar. Bu
belirsiz çiftlerin en önemlileri konum/momentum ve enerji zamandır.
Konum/momentum belirsizliği orijinal ilk örnektir ki bu
ilk defa Werner Heisenber tarafından 1927 yılında tasvir edilmiştir. Bu şu
anlama gelmektedir: Hiçbir varlık aynı anda tam belirlenmiş momentum
( Bu esas itibari ile hız demektir) ve tam belirlenmiş pozisyona sahip
değildir. Bu bizim ölçüm cihazımızın eksikliğinden kaynaklanan bir netice
değildir. Bu sadece, örneğin bir elektronun, aynı anda hem konumunu hem
momentumunu ölçemeyiz demek değildir. Bu bir elektronun aynı anda
belli bir konum ve belli bir momentuma sahip olmaması demektir. Herhangi bir anda, elektronun kendisi nerede olduğunu ve nereye
gittiğini bilemez. (Bazı referans kitapları hala kuantum belirsizliğinin
yalnızca pozisyon ve momentumun aynı anda ölçmenin zorluğunun bir
neticesidir diye anlatmaktadırlar; onlara inanmayın!)” 4
Realist Felsefenin Çöküşü: Dalga Parçacık
İkileminin Sırrı Maddenin Gerçeğini Anlamakla Çözülür
20. yüzyılda fizikçileri hayrete düşüren bir konu
oldu. Buna göre elektronlar (ayrıca ışık, proton, nötron ... ) belli
durumlarda parçacık gibi davranıyordu. Belli durumlarda da dalga gibi.
Eğer bir yapının bağımsız bir varlığı varsa böyle bambaşka iki farklı
karakter nasıl olur? Bu nasıl izah edilebilir?
Fizikçilerin bu şaşkınlığını Richard P. Feynman'ın
şöyle ifade eder:
“Elektronların ve ışığın nasıl davrandıklarını artık
biliyoruz. Nasıl mı davranıyorlar? Parçacık gibi davrandıklarını söylersem
yanlış izlenime yol açmış olurum. Dalga gibi davranırlar desem, yine aynı
şey. Onlar kendilerine özgü, benzeri olmayan bir şekilde hareket ederler.
Teknik olarak buna "kuantum mekaniksel bir davranış biçimi" diyebiliriz.
Bu, daha önce gördüğünüz hiçbir şeye benzemeyen bir davranış biçimidir...
Bir atom, bir yayın ucuna asılmış, sallanan bir ağırlık gibi davranmaz.
Küçücük gezegenlerin yörüngeler üzerinde hareket ettikleri minyatür bir
Güneş Sistemi gibi de davranmaz. Çekirdeği saran bir bulut veya sis
tabakasına da pek benzemez. Daha önce gördüğünüz hiçbir şeye benzemeyen
bir şekilde davranır. En azından bir basitleştirme yapabiliriz:
Elektronlar bir anlamda tıpkı fotonlar gibi davranırlar; ikisi de
"acayiptir", ama aynı şekilde. Nasıl davrandıklarını algılamak bir hayli
hayal gücü gerektirir; çünkü açıklayacağımız şey bildiğimiz her şeyden
farklıdır.” 5
Yukarıda da değindiğimiz gibi özellikle eski zamanın
fizikçilerinin bu tür içinden çıkılmaz çelişkileri yaşamalarının sebepleri
realist felsefeye olan gizli bağlılıkları idi. Kendiliğinden var olan
bağımsız maddi varlıklar kabulünden yola çıkıldığında insanları Allah,
böyle çelişkilerle dolu bir dünyayla karşılaştırıyor. Halbuki dünyayı size
izlettirilen bir algı gibi düşündüğünüzde bu çelişkilerin hepsi
kayboluyor. Modern fizik de günümüzde bu görüşü bilimsel olarak
ispatlıyor.
Nitekim bu gerçek meşhur bilim adamı David Ruelle
tarafından şu şekilde bildirilmiştir:
“Son bölümde incelediğimiz
kuantum mekaniğinin iskeletini oluşturan kavramsal çerçevede doğrudan
fiziğe ilişkin olarak söylediğimiz tek şey bu mekaniğin olayların olasılık
derecelerini saptamaya yarayan kuralları içerdiği idi. Sonuç olarak
kuantumun olasılıkçı bir teori olduğunu, ama “A” ve “B” olaylarını ele
almasına karşın “A” ve “B” olayının varlığını kabul
etmediği için standart olasılık teorilerinden ayrıldığını
belirttik.” 6
Aynı nedenler Aynı Sonuçlar Doğurmuyor:
Nedenselliğin Çöküşü
Modern fiziğin materyalistleri rahatsız eden en
önemli yanlarından biri de nedensellik felsefesini çökertmesiydi.
Nedensellik felsefesine göre belli sebepler birarada bulunduğunda
kaçınılmaz olarak belli bir sonuç ortaya çıkar.

Modern fizik
göstermiştir ki aynı sebepler olmasına rağmen aynı sonuçlar olmak
zorunda değildir. Allah sonuçları, dilediği şekilde yaratır.
Dahası Allah, sonuçları ve sebepleri ayrı ayrı yaratır. Sebeplerin
kendilerinden ne bir varlıkları vardır, ne de başka etkiler üretmeye gücü
vardır. Sebepler ve sonuçlar Allah’ın eseridir.
Bu yazıda çok çeşitli açılardan Allah’ı inkar eden ateist
felsefelerin iflasını gördük. Fizik dünyası yaşadığı çelişkilerden
materyalist varsayımları bırakarak kurtulmuştur.Allah atomun küçük
dünyasında materyalistlere çok ilginç tuzaklar kurmuştur. Eski
zihniyetlerini bırakmakta zorlananlar, modern fiziğin bulgularını görünce
yoğun iç çelişkileri yaşamışlardır. Bir kısmı da ister istemez gerçeği
kabul etmez zorunda kalmışlardır. Bunlardan biri olan fizikçi Alastair I.
M. Rae Kuvantum Fiziği: Yanılsama mı Gerçek mi adlı kitabında şu itirafı
yapmak zorunda kalmıştır:
“... Hemen hemen herkes mikroskobik dünyanın
gerçekçi bir modeline dayandırılan görüşü tercih etmiş olacaktı. Bu
olmadığından, bir çok fizikçi ile birlikte ben, Copenhagen fikirlerini
kabul etmek zorunda kalmışızdır. Biz bunun böyle olmasını özellikle
istemedik, ancak fiziksel dünya davranışını daha iyi betimlemenin tek yolu
budur. ” 7 Bohr gibi dürüst olanlar da maddenin hakikatini ortaya
koymuşlardır.
Kaynak:
- Kuvantum Fiziği Yanılsama mı Gerçek mi?, Alastair I. M. Rae,
Evrim Yayınevi: Sayfa 37, 38, 39
- Kuvantumu Anlamak, Barry Parker, Nisan 2005, Güncel Yayıncılık, 1.
Basım, Sayfa 58
- Concepts of Modern Pysics, Arthur Beiser, McGraw-Hill, Inc., 5.th
Edition (1995)Sayfa 113
- Q is for Quantum Particle Physics From A to Z, John Gribbin, Sayfa
509
- Richard Feynman, The Character of Physical Law, Türkçe baskı:
Fizik Yasaları Üzerine, TÜBİTAK Yayınları, s. 149-150
- Rastlantı ve Kaos, David Ruelle, Tübitak Yayınları 6. Basım,
Sayfa 96
- Kuvantum Fiziği: Yanılsama mı Gerçek mi, Alastair I. M. Rae, Evrim
Yayınevi, Sayfa 153
Referansların İngilizce Olanların Orijinal
Metni
3. Referans original metin
Fifth
Edition
...
Arguments like the preceding one, although superficially
attractive, must be approached with caution. The argument above implies
that the electron can possess a definite position and momentum at any
instant and that it is the measurement process that introduces the
indeterminacy in DxDp. On the contrary, this indeterminacy is inherent
in the nature of a moving body. ...
...
Önceki gibi argümanlar,
yüzeysel olarak ilgi çekici olmasına rağmen, dikkatlice yaklaşılmalıdır.
Yukarıdaki argüman elektronun herhangi bir anda kesin bir konum ve
momentuma sahip olabileceğini ve ölçüm sürecinin DxDp belirsizliğini
ortaya çıkarttığını ima etmektedir. Aksine, bu belirsizlik hareket eden
cismin doğasında vardır. ...
Not: DxDp Konumdaki belirsizlik çağrı
momentumdaki belirsizlik demektir.
4. Referansın orijinal metni
In quantum physics, uncertainty is a precise and definite
thing. There are pairs of parameters, known as conjugate variables, for
which it is impossible to have a precisely determined value of each member
of the pair at the same time. The most important of these uncertain pairs
are position/momentum and energy/time.
The position/momentum uncertainty is the archetypal
example, first described by Werner Heisenber in 1927. It means that no
entity can have both a precisely determined momentum (which essentially means velocity) and a precisely determined
position at the same time. This is not the result of deficiencies of our
measuring apparatus- it is not just that we cannot measure both the
position and momentum of, say, an electron at the same time, but that an
electron does not have both a precise position and a precise momentum at
the same time. At any instant, the electron itself cannot know both where
it is and where it is going. (Some reference books still tell you that
quantum uncertainty is solely a result of the difficulty of measuring
position and momentum at the same time; do not believe them!)
|