Zamanın Göreceliği Mucizesi
Evren’in ne tarafına gözümüzü çevirsek hayret verici bir
düzenle karşılaşırız. Allah’ın muhteşem yaratma sanatını gösteren çok
ilginç detaylara şahit oluruz. Evrendeki olağanüstü büyüklüğe karşı
içimizde hayranlıkla dolu bir his oluşur. Bu büyük alemde günlük hayatta
kullandığımız ölçüler ise çok yetersiz kalır. Öyle ki gözümüze ulaşan kimi
yıldızların ışığı milyarlarca yıl öncesinden gelmektedir. Bu yüzden
astronomide uzaklıkları belirtmede temel ölçü kaynağı olarak ışık
kullanılmaktadır. Yüzyıllardır ışık, bilimlerin temel araştırma konusu
olmuştur. Özellikle 19. Yüzyılın 2. yarısından itibaren yapılan
araştırmalar bizi çok büyük gerçeklerle karşı karşıya bırakmıştır. Bunun
neticesinde varlığa dair bakışımızda çok temel değişiklikler olmuştur.
Bunlardan en ilginci zamana dair bakışımız olmuştur. Einstein’ın özel
relativite teorisi ile bilim dünyası derin bir şok yaşamıştır. Çünkü
gerçekten bu teori hiç alışık olmadığız türden düşünceleri beraberinde
getirmiştir.
Bir Zihniyet Değişimin Arkasında Duran Temel Sır:
Işığın Hızının Sonlu ve Sabit Oluşu
Işığın Hızının
Sonlu Oluşu
Bilim tarihinin en ilginç deneylerinden bazısı
ışığın hızı ile ilgili olan deneylerdir. Güneşin gezegenlerinden
Jüpiterden gelen ışık üzerine yapılan deneylerle çok ilginç bir gerçekle
karşılaşıldı. Buna göre ışığın hızı sonluydu. Yani bir yerde ortaya çıkan
ışık aniden gözümüze ulaşmaz, belli bir süre sonra gözümüze ulaşır. Bu da
şimdi oluyor diye düşündüğünüz şeylerin size göre öyle olduğunu, gerçekte
başkalarına göre çok daha önce yaşanmış olaylar olduğunu hatta yaşanacak
olaylar olduğunu göstermektedir. Çünkü bizi olaylardan haberdar eden ışık
başkalarına çoktan ulaşmış ya da daha hiç ulaşmamış olabilir. Bu da
zamanın gözleyene göre değişen bir algı olduğunu göstermektedir.


Jüpiter ve Jüpiter’in ayı olan
Io adlı gök cisimleri. Jüpiter, güneş sisteminde yer alan gezegenlerden
biridir. Belli vakitlerde Io, Jüpiter tarafından güneş tutulmasına
uğratılır. 17. Yüzyılda Ole Römer adlı bilim adamı araştırmaları
neticesinde, bu tutulmanın bazen beklenilenden kısa süre önce
gerçekleştiğini bulurken, bazen de beklenilenden daha geç
gerçekleştiğini tespit etmiştir. Jüpiterin dünyaya yakın olduğu
durumlarda, tutulma beklenilenden önce gerçekleşirken, dünyadan uzak
olduğu durumlarda ise beklenilenden geç gerçekleşmektedir. Buradaki sır,
ışığın hızının sonlu olduğu gerçeğidir. Jüpüterin dünyadan uzak olduğu
durumda ışık bu mesafeyi daha uzun sürede katettiğinden biz bu tutulma
olayını beklenilenden geç anlarız. Aynı şekilde, jüpiterin dünyaya yakın
olduğu durumlarda da tutulmayı erken farkederiz. 1,2
19. yüzyılda ortaya çıkan asıl olağanüstü gerçek ışığın
hızının gözlemleyenden bağımsız olmak üzere aynı değere sahip oluşu ile
ilgiliydi. Bu bilim dünyasında, bir bakış açısının köklü değişiminin
arkasında yatan temel faktördü.
Işığın Hızının Gözlemleyenden Bağımsız Sabit
Oluşu
Eğer biri size iki artı iki dört etmez ya da 2 elmaya 2
elma eklersen 2 elma olur derse ne düşünürsünüz? Bu son derece
şaşırtıcı olurdu değil mi? İşte ışığın hızı sözkonusu olduğunda da olan
tam da budur. Buna göre ışığın hızı gözlemcinin hızından bağımsız olmak
üzere sabittir. Bu son derece ilginç bir bilgidir.
Bunu anlamak için şu örnekleri gelin beraberce
düşünelim:
Nehirde hareket eden gemileri düşünelim. Aynı güçle
çalıştırılan gemiler, nehir akıntı hızının büyüklüğüne göre bize hep
farklı hızlarda hareket ediyormuş gibi gözükürler. Akıntının hızı
arttıkça gemiler hızlanırlar. Ancak aynı gemiler gece karanlığında hareket
ediyor olsalardı ve bu gemilerden bize gelecek şekilde el feneri yüzümüze
tutuluyor olsalardı o zaman şöyle ilginç bir durum karşımıza çıkardı. Her
seferinde bize gelen ışığın hızı akıntının hızından bağımsız olmak üzere
aynı olurdu. Nehirin ve geminin hızı ne olursa olsun bu netice
değişmezdi.

Sahilden bakan biri için, bir nehirde hareket eden gemilerin
hızları nehrin akış hızına göre değişmektedir. Ancak ışığın hareketi
sözkonusu olduğunda alışılmışın dışında bir durumla karşılaşırız. Gemiden
gözümüze gelen ışığın hızı nehrin akış hızından etkilenmemektedir.

İki ok atan adamı düşünün bunlardan biri hedef tahtasına
göre durağan olsun. Diğeri ise bir otobüsün içindeyken ve otobüs hareket
halindeyken ok atsın. İki okçu da aynı anda ve aynı yerden atışlarını
yapacak olurlarsa elbette ki otobüsten oku atan kişinin hedefi daha hızlı
vuracağını tahmin ederdik. Ancak aynı iki kişi hedefe fener tutuyor
olsaydı, yani ışık gönderseydi, sonucu daha farklı görürdük. Fenerler
hedefleri aynı anda aydınlatırlardı. (Resim Britannica ansiklopedisinden
alınmıştır.)
Yukarıda örneklerini gördüğümüz ve ışığın hızındaki özel
tasarımı anlatan gerçek Allah’ın üstün yaratma sanatının örneklerindendir.
Bugün ışığın hızının hareketten bağımsız sabit oluşu üzerine düşünen
insanlar son derece derin bir hayranlık hissi duyarlar. Işıkta böyle
mucizevi özellikler tecelli ettiren güç elbette sonsuz akıl ve kudret
sahibidir.
Işığın hızındaki bu şaşırtıcı özelliğin ne gibi
neticeleri olabileceği üzerine düşünen bilim adamları uzun süre
araştırmalar yaptılar. Fitzgerald adlı fizikçi cisimlerin boylarının
hareket etmeleri ile beraber kısaldığını keşfetti. Lorentz adlı bir diğer
fizikçi birbirlerine göre sabit hızla hareket eden cisimlerin zaman ve
mekan ölçümlerinin nasıl değiştiğini matematiksel olarak gösterdi. 3 Bu
çalışmaların ne anlama geldiğini zamanın fizik dünyası tam olarak
kavrayamadı. Ancak 1905 yılında Einstein ışıkla ilgili bu ilginç gerçeği
etraflıca inceleyerek bilim dünyasını sarsan bir çalışma yaptı. Artık bu
büyük gerçekle yüzleşmenin zamanı gelmişti.
Zaman Bir Algıdır Mutlak Değildir
Yüzyıllar boyunca pek çok insan zamanın değişmez olduğunu
düşündü. Hatta zamanı mekandan ayrı varolan soyut değişmez bir gerçek
olarak algıladı. Newton fiziğine göre mekandan bağımsız kendi kendine akıp
giden bir zaman anlayışı vardı. Ancak bütün bunların yanlış varsayımlar
olduğu açıkça ortaya çıktı. Yapılan hesaplamalar gösterdi ki sabit bir
hızda hareket eden cisimlerde zaman genişliyor. Bu gerçek karşısında
Bertrand Russell şu değerlendirmeleri yapmıştır:
“Bu tür olguların ancak bir tek açıklama yolu vardır, bu
da saatlerin hareketle etkilendiklerini kabul etmektir. Ben bunun
çok daha duyarlı saatlerin yapımıyla önlenecek birşey olduğunu
kastetmiyorum, çok daha temel bazı şeyler söylemek istiyorum.
Diyorum ki, eğer iki olay arasında bir saatlik bir sürenin geçtiğini
söylerseniz, eğer bu öneriniz ideal doğruluktaki kronometrelere ve
en ideal dikkat gösterilerek yapılan ölçümlere dayanıyorsa, size göre
rölatif olarak hareket eden, aynı dakiklikteki bir başka kişi, bu sürenin
bir saatten fazla ya da eksik olduğunu söyleyebilir. Birinin
yanlış, ötekinin doğru olduğunu ileri süremezsiniz; nasıl ki,
biri Greenwich zamanını gösteren, öteki Newyork zamanını gösteren saat
kullandığında, birine doğru, ötekine yanlış diyemezsek. “ 4
 
Aynı türden iki saatimiz olsun. Bu iki saatin normal
şartlarda aynı hızlarda çalışmasını bekleriz. Ancak saatlerden birini
hareketli bir cisme koyduğunuzda bu iki saat farklı şekilde çalışır.
Hareket eden cisimde zaman genişlemesi denilen bir mucize yaşanır. Bu
cisimdeki saat yavaşlar. Bu şaşırtıcı gerçek deneylerle de ispatlanmıştır.
Bu da zamanın mutlak ve değişmez olmadığının çok ilginç bir delilidir.
Zamanın algılayana göre değiştiği gerçeği bilim
dünyasında derin bir sarsıntıya sebep oldu. Bu gerçek,
materyalistleri zamana dair yanlış varsayımlarını bırakmaya zorladı.
Pek çok deneysel ispat ile bu gerçek teknik bir hal aldı. Bunlardan biri
Müon Deneyi olarak bilinen çok ilginç bir gözlemdir. 1941 yılında
yayınlanan bir çalışmayla zamanın göreceliği bir kez daha ispatlanmış
oldu.
Müon Deneyi ve Zamanın Göreceliği
Zamanın göreceliği gerçeği, yani algılayana göre değişmez
olmayıp farklı olduğu gerçeği, bilimsel deneylerle ispatlanmıştır ve artık
teknik bir konu halini almıştır. Kuşkusuz bu büyük bir mucizedir. Allah
zamanı pek çok hayranlık uyandıran özelliği ile birlikte yaratmıştır.
Bunlardan biri müon deneyi olarak bilinen deneylerdir.

Müonun yaratılışını gösteren resim. Uzaydan dünyamıza
yüksek enerjili parçacık fırtınaları gelmektedir. Ancak biz bütün bu
tehlikelerden habersiz rahatla hayatımıza devam ederiz. Bunun için Allah
gökyüzünde özel bir koruma yaratmıştır. Bu sistem neticesinde yüksek
enerjili parçacıklar yıkılarak çok kısa yaşam süreli müon adlı parçacıklar
oluşur. Bu parçacıklar gökyüzünden yere doğru ışık hızına yakın bir hızla
inerler.
Atmosferimiz uzaydan gelen zararlı ışımalara karşı koruma
görevi ile birlikte yaratılmıştır. Bunla ilgili mucizevi bir bilgi 1400
yıl öncesinde, Kuran’da Gökyüzünü korunmuş bir tavan kıldık; onlar
ise bunun ayetlerinden yüz çeviriyorlar. (Enbiya Suresi, 32)
ayetiyle bildirilmiştir.

Allah gökyüzünü uzaydan gelen tehlikelere karşı korunaklı
yaratmıştır.

Allah gökyüzünü meteorlara karşı olduğu gibi yüksek
enerjili parçacıklardan oluşan kozmik fırtınalara karşı da korumaktadır.
Siz hiç farkına varmadan Allah sizin için uzayda gelen tehlikelere karşı
güvenli bir yaşam sağlar.
Allah kozmik radyasyonları atmosferde engeller ve
müon adlı parçacıkları yaratır. Bu parçacıkların ömürleri çok kısadır.
Ortalama yarı ömürleri 2.2 mikrosaniye ( saniyenin milyonda biri ) kadar
bir süre yaşarlar. Atmosferimizde durdurulan kozmik radyasyonlar, bu yeni
parçacıklar yoluyla hareketlerine devam ederler. Müonlar ışık hızına çok
yakın bir hızla yere doğru inerler. Yapılan hesaplamalar göstermiştir ki,
müonların neredeyse hepsi yere ulaşmadan yaşam sürelerini bitirip
ölmeleri grekirdi. Ancak yerde yapılan gözlemlere göre ise beklenilenden
çok daha fazla olmak üzere atmosferden müon yere ulaşmaktadır. Klasik
fizik açısından, bu çelişkili bir durumdur. Ancak burada yatan çelişkili
düşünce, zamanın gözlemciye göre değişmez olduğu yanılgısından
kaynaklanmaktadır. Hareketli cisimlerde zamanın genişlediğini görmüştük.
Bu gerçek gözönüne alınarak yapılan hesaplamalar zamanın algılayana göre
değiştiği gerçeğini bir kez daha göstermiştir. Müonlar zaman genişlemesi
neticesinde çok daha uzun yol alıyorlar. 5
Materyalizmin Sonu
Materyalistlerin başlıca iki değişmez kabulü vardı.
Bunlar madde ve zamandı. Zamanın sonsuz bir geçmişi olduğunu
düşünüyorlardı. Yani zamanı kendi kendine akıp giden maddeden bağımsız ve
değişmez bir soyut düşünce olarak görüyorlardı. Ancak son 150 yıldır
yapılan bilimsel çalışmalar neticesinde, bu düşüncenin yanlışlığı net bir
şekilde ortaya konmuştur. Zaman, anların karşılaştırılması neticesinde
oluşan bir histir. Algılayana göre de değişir. Bağımsız kendiliğinden var
olan zaman anlayışının yanlışlığı bilim dünyasınca da anlaşılmış ve artık
bu konu teknik bir hal almıştır. İleriki yazılarımızda daha detaylı bir
şekilde göreceğimiz gibi zaman ve mekan içiçe geçmiş kavramlardır.
Mekansızlığın olduğu bir yerde zamandan bahsedilmez. Big Bang olarak
bilinen evrenin büyük patlama ile yaratılışıyla birlikte zaman da
yaratılmıştır.

Sonsuzdan beridir kendi kendine akıp duran bağımsız ve
değişmez zaman düşüncesi yanlıştır. Materyalistler zamanı yukarıdaki
heykel gibi katı ve kendiliğinden var olan, mekandan bağımsız adeta bir
kenarda bekleyen bir varlık olarak düşünüyorlardı. Ancak bu düşüncelerin
yanlışlığı bilimsel olarak da son 100 yıldır bilinmektedir. Zaman Allah’ın
bize izlettirdiği bir algıdır. Kendi kendine var olmaz.
Sonuç:
Zaman Allah’ın yarattığı en
ilginç hislerdendir. Allah zamanı içinde pek çok sır barındıracak şekilde
yaratmıştır. İlginç bir şekilde, bilimsel gelişmelerle zaman hakkında
batıl felsefelerin iddiaları birer birer çürütülmüştür. Önceki
yazılarımızda gördüğümüz gibi zaman anların karşılaştırılması üzerine
hissettirilen bir algıdır. Ve gözleyene göre değişir, mutlak değildir.
Zamanın mutlak ve değişmez bir varlık olmadığı bundan 1400 yıl kadar önce
bir mucize olarak bildirilmiştir:
... Gerçekten, senin Rabbinin Katında bir gün,
sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir. (Hac Suresi, 47)
Gökten yere her işi O evirip düzene koyar. Sonra (işler,)
sizin saymakta olduğunuz bin yıl süreli bir günde yine O'na
yükselir. (Secde Suresi, 5)
Melekler ve Ruh (Cebrail),
O'na, süresi elli bin yıl olan bir günde çıkabilmektedir. (Mearic
Suresi, 4)
Ayetlerde bu gerçeğin bu denli açık bir şekilde
anlatılması Kuran’ın Allah tarafından indirildiğinin açık bir
kanıtıdır.
Kaynak:
1 http://galileo.phys.virginia.edu/classes/109N/lectures/spedlite.html
2 Rölativitenin ABC’si, Bertrand,
Russell, Sarmal Yayıncılık, Sayfa 31
3 Fundamentals of Physics, Fourth
Edition, David Halliday, Robert Resnick, Jearl Walker, John Wiley &
Sons, Inc., Sayfa 1116
4 Rölativitenin ABC’si, Bertrand,
Russell, Sarmal Yayıncılık, Sayfa 38
5 Rossi B. and Hall D.B. (1941)
‘Variation of Decay of Mesotrons with Momentum’,. Physical Review 59,
223-228.
|